30 Mart 2009 Pazartesi

Namaz; Akılları Durduran Mucize - Kayıhan Yayınları

Namaz; Akılları Durduran Mucize - Kayıhan Yayınları

Dr. Kerim Buladı

Namaz, hürriyetin ifadesidir. Namaz, bağımsızlığın sembolüdür. Namaz, kula kul olmak değil, Allah’a kul olmaktır. Namaz, İslâm’ın nişanıdır. Namaz, Allah’a kulluğun beratı ve senedidir. Namaz, huzurun ve mutluluğun kaynağıdır. Namaz, bir ilkbahar yağmuru, bitmeyen bir meltemdir. Namaz, kardeşliğin parolasıdır. Namaz, İmandır. Namaz, akılları durduran mucizedir. Namaz, insan hayatını düzene sokan takvimdir. “Allah bana sizin katınızdan üç şeyi sevdirdi. Güzel koku, kadın ve namaz. Ancak namaz gözümün aydınlığıdır.” Hz. Muhammed (s.a.v.)

Sabah Namazına Nasıl Kalkılır? - Nesil Yayınları

Cemil Tokpınar

Namaz, imandan sonra en büyük hakikat. Kişinin Rabbiyle buluşması, Ona en yakın olduğu anı. Kur'an'da 70 kez emredilen ibadet. Peygamber Efendimizin (a.s.m.) deyimiyle namaz, "dinin direği", "gözümüzün nuru", "müminin miracı". Namaz en vazgeçilmez ibadet. Tüm proramlarımızın anası, direği, varlık sebebi. Namaz, yaratılış gayesi. Kainatın neticesi, meyvesi. Bu yüzden Bedir Savaşında bile namazdan vazgeçilmedi. Bu yüzden Hz. Ömer (r.a.) yarasından kanlar akarken bile namaz kıldı ve Hz. Ali (r.a) ayağındaki okun çıkarılması için namaza durdu. Ve sabah namazı... Çok mühim, çok muhteşem olduğu halde en çok ihmal edilen, en çok kazaya bırakılan namaz. "Sabah Namazına Nasıl Kalkılır?" kitabı, dünyamızda namaza hakettiği yeri vermek için hazırlanmış bir eser. Namazı, hasta ve yaralı iken, yolculukta ve misafirlikte, işte, okulda, askerde nasıl kılacağınızı anlatıyor. Okuduğunuzda, namazın vazgeçilmezliğine bir kat daha inanacak, onu hayatınızın en mühim görevi kabul edecek, sabah namazına kalkıp vaktinde kılmanın sayısız formülünü keşfedecek ve namaz davasının gönüllü sevdalısı olacaksınız.

29 Mart 2009 Pazar

Namazı Seviyor musunuz?

Namazı Seviyor musunuz?

Kendi kendimize şöyle bir düşünüp soralım ve samimi olarak cevap verelim; Bir Müslüman olarak namazı sevebiliyor muyuz?
Her zaman için namazı seven bir insan mıyız?
Namaz vakti gelse, ezan okunsa, namaz kılsam, canım namaz kılmak istiyor diyor muyuz hiç?
Midemizin açlık hissettiği ve bir şeyler yemek istediği gibi günün belirli vakitlerinde namazın açlığını hissedip namaz kılma arzusu geliyor mu içimizden?
Karnımız iyice acıktığı zaman yanımızdakilerin konuştuklarını anlamaz duruma gelerek aklımızı yemeğe taktığımız gibi, namaza olan açlığımızdan dolayı da aynı durum meydana geliyor mu, mızı namaza taktığımız oluyor mu?
Bazen canımız bir şey istediğinden dolayı belirli bir öğün olmadığı halde mutfağa girip bir şeyler atıştırdığımız gibi, farz olan vakitlerin dışında gönlümüz namaz kılmak istiyor mu, durup dururken iki rekât namaz kıldığımız oluyor mu?
Sözü uzatmadan söyleyelim; Allah Teala ile beraber olmayı arzu ediyor muyuz?
Ezan sesi bizde nasıl bir etki yapıyor, ezanı duyduğumuzda çok müthiş bir müjdeli haber almışçasına gözlerimizin ışığı parıldıyor mu? Ezanın sözlerini tahlil ettiğimiz oluyor mu, tekbirler, tevhidler ve şehadetler kulağımıza ulaştığında ruhumuzun derinliklerine kadar ulaşıyor mu?


Biraz sonra Allah Teala ile beraber olacağım, rabbimin huzuruna varıp samimi bir şekilde kendimi Ona arz edeceğim. Onun kelamını Ona okuyacağım ve O da beni dinleyecek.
Her taraftan üzerime çullanan ve içerisinde boğulduğum atmosferden kurtulacağım, beni boğmaya çalışan şu karanlıktan sıyrılacağım, hepsini arkama atacağım, beni yaratanın huzuruna varacağım, Onunla yüz yüze geliyor gibi olacağım, Ona halimi arz edeceğim. Şu anda ne kadar mutluyum, ne güzel…



Evet, bu ve benzeri duygu ve düşünceler geçiyor mu içimizden? Samimi olarak cevap verelim.
Sonra bu düşüncelerimiz bir bir gerçekleşiyor mu?
Yani Allah Tealanın huzuruna vardığımızda Onunla gerçekten sağlıklı bir bağlantı kurabiliyor, beraber olabiliyor muyuz?
Bunun en önemli belirtisi olarak da Onunla olan bu beraberliğimizi uzatmak istiyor ve uzatıyor muyuz?
Kıyamımızı, kıraatimizi, rükûmuzu, secdemizi ve son oturuşumuz, yani her bir rüknü kendi içersinde uzatıyor muyuz?
Evet, sırf Allah Teala ile beraberliğimizden dolayı uzatabiliyor muyuz rükünlerimizi, yani namazımızı???

MEHMET GÖKTAŞ

28 Mart 2009 Cumartesi

Ömer Seyfeddin’in İlk Namazı

Oh, bu sabah ne kadar soğuktu. Yatağımın hararetlerini terk ettiğim vakit, çılgın fırtınalarla haykırarak, tehditkâr rüzgârlarla camları döverek geçen gecenin bütün bürudetini massetmiş olan soğuk terliklere çıplak ayaklarımı sokunca içimde bakıyye-i leyl bir üşümenin titrediğini hissettim. Hizmetçim tabiî uyuyordu, onu bu yakıcı soğukta sıcak yatağından kaldırmaya acırdım. Odamın kapısını açtım. Dışarıda kesici ve parçalayıcı kışın müfteris suları yüzümü ve ellerimi tokatladılar. Bu merhametsiz tokatların altında kollarımı sıvadım. Abdestimi aldım. Odama dönünce yalancı bir sıcaklık bir nefes-i teselli gibi, havlunun altından kollarıma, yüzüme, ıslanmış saçlarıma temas ediyordu. Daha fecr-i sadık uyanmamıştı. Fecr-i kâzibin donuk kırmızı sükûneti gecenin süradık-ı zalam-ı bâridini parçalayarak büyüyor ve genişliyordu. Pencereye dayandım. Önümde, zir-i payımdaki bütün evler, ebedî bir uykunun uyanılmaz kâbuslarını itmam ediyor gibi camit ve bîhayat, duruyorlardı. Deniz nâmahdut bir incimad-ı lâciverdî ile uyuyor ve fecrin zail gölgeleriyle titreyen uzak ve sisli sahillere beyaz dalgalarıyla nihayetsiz bir hatt-ı fasıl çiziyordu.

Evlerin arasında fakir ve naçiz, fakat bir azamet-i maneviye ile semaya doğru yükselen eski câminin küçük ve ihtiyar minaresi daha boştu. Sonra… Bu dakika-ı ezeliyette bütün o intiha-yı leyal-i sincabî zulmetler maî bir şeffafiyet-i sürh gibi takattur ederken, minarenin şerefesinde genç müezzinin zıll-ı zaifi hareket etti.Ben hırkama bütün bütüne büründüm. Soğuktan büzülmüş ve mütefekkir, bu kâinat-ı melul ü esmere karşı unutulmaz bir hitab-ı ulûhiyetin hatırası gibi derinden âkisi ve ruhumu lerzeriş-i haşyet eden ezanı dinlerken, on beş senedir kalkabildiğim bu büyük ve meşbu-ı ruhaniyet sabahların birincisini düşünüyordum. Ah on beş sene evvel…

***

Şimdi muhit-i tesellisinden ne kadar uzak bulunduğum annem, dünyada en sevdiğim, dünyada yegâne perestiş ettiğim bu vücud-ı muhterem, işte derhatır ediyorum, on beş sene evvel beni ilk sabah namazına kaldırmış idi. Galiba yine böyle bir kıştı. Onun odasına bitişik olan küçük odamdaki küçük karyolamda uyurken bir buse-i esir u har gibi alnımı okşayan nazik eliyle, nazik ince parmaklarıyla saçlarımı tarayarak,

— Haydi Ömerciğim, kalk demişti, kalk, haydi yavrucuğum!

Ben gözlerimi açmıştım. Köşedeki küçük yazıhanemin üzerinde yanan küçük gece kandili -ah, bunu unutamam, bu bir kedi kafası idi- iki pencereli olan odamın beyaz, muşamba perdelerinin esmerliklerini aydınlatıyor ve yeşil, camdan gözleriyle bakıyordu.

— Fakat anneciğim demiştim, daha gece...

Her vakit öptüğü yerden, sol kaşımın ucundan tekrar öperek:

— Yok yavrucuğum, saat on iki, sonra vakit geçer, diye koltuklarımdan tutarak kaldırdı.

İçi fanileli küçük terliklerimi giyerek ve gözlerimi yumruklarımla ovuşturarak onu takip ettim. Karanlık sofadan bir lahzada geçerek odasına girdik. Bağdaş kurmuş bir zenciye benzeyen siyah ve alçak soba gürüldeyerek yanıyordu.

— Aa... Pervin de kalkmış...

Pervin -hizmetçimizdi-, elindeki sarı güğümü sobanın üzerinden indiriyordu. Onun kalkacağına hiç ihtimal veremezdim. Annem demişti ki:

— Pervin her sabah kalkar.

Ben hiç kalkmadığım halde onun her sabah kalkmasına taaccüb ettim. Hırkamı çıkardılar, kollarımı sıvadılar, abdest leğeninin yanına çömeldim. Anneciğim:

— Öyle yorulursun, diye küçük bir iskemleyi altıma koydu, ona oturdum.

— Haydi, besmele çek!

Pervin ılık suyu ellerime döküyor, annem başucumda,

— Yüzünü... şimdi kollarını, yine üç defa… diye fısıldıyor, unuttukça,

— Aa! Hani başına mesh?.. gibi ihtarlarla yanlışlarımı bana tekrar ettiriyordu. Abdest bitince annemle beraber yavaş bir sesle namaz dualarını okuyarak kollarımı ve yüzümü kuruladık, Pervin de ayaklarımı kuruladı. Ve çoraplarımı giydirdi. Isınmak için sobanın önüne gitmiştim. Arkama dönünce, annemi, arakıye seccadeyi açıyor gördüm... Sonra başına yeşil başörtüsünü örterek beni çağırmıştı.

— Gel...

Gittim. Küçücük ben, onunla bir seccadede, bir yavru samimiyet ve saadetiyle o muazzez, o hassas anne vücudunun yanında durdum. İki lakırdı ile, bana yapacağımı, evvelden öğrettiklerini tekrar etti:

— İki rekât sünnet... Gece öğrendiklerini zammet, unutmadın ya?..

— Hayır…

— Haydi...

O, iftitah tekbirini ellerini omuzlarına kaldırarak kadın gibi yaparken, ben de gayri ihtiyari onu taklit etmiştim. Sünneti bitirdikten sonra, bana gözlerinin nuşin ve nafiz bir tebessümüyle gülerek,

— Yavrum demişti, sen kadın mısın?.. Kadınlar öyle başlar, sen erkeksin, ellerini kulaklarına götüreceksin.

Ve hararetli elleriyle benim küçük ellerimi kulaklarıma kaldırarak,

— İşte böyle... diyerek erkek iftitahını öğretti. Ben de tekbiri öyle alıp annemden farkımı, niçin erkek olduğumu, erkekliğin ne olduğunu, erkek olmanın yalnız küçük kızları dövmek ve onlara hakim olmaktan başka da farkları olacağını düşünerek namazı bitirdim.

Dua ederken sordum ki:

— Nasıl dua edeceğim anne?..

O dua ediyor ve dudakları hareket ettikçe başörtüsü de ihtizaz eder gibi oluyordu. Başını salladı, duasını bitirdikten sonra, daha hâlâ hatırımda:

— Evvela, ‘İslâm olduğum için ey cenab-ı vacib-ül-vücut hazretleri, sana hamd ederim’ de... Sonra, ‘Vatanımızın düşmanlarını perişan etmeni senden istirham ederim’ de... Sonra da, ‘bütün eziyet çeken, hasta olan, felâkette bulunan, fakir olan Müslümanların selâmet ve sıhhatlerini senden temenni ederim’ de... Kendin için, kendi iyi olman ve şeytanın yalanlarına aldanmaman için dua et! demişti.

Ben bu basit ve Türkçe duayı, annemin dolabındaki birbiri üstüne duran ve karıştırmaklığım “dua kitaplarıdır, sakın ilişme!” ihtarıyla daima men olunan, yıpranmış, Arapça esreli ve üstünlü kitapları derhatır ederek içimden söyledim, fatiha...

Annem seccadeyi toplayarak bana uyuyup uyuyamayacağımı sordu, uykum var mıydı? Bunu bilmiyordum... Cevap vermedim.

— Haydi öyleyse, git kitabını getir, dersini dinleyim.

— Peki.

Artık esmer ve duman gibi bir aydınlıkla tenevvür eden sofadan hızla geçtim. Odamın perdeleri biraz beyazlaşmış, küçük gece kandilinin yemyeşil gözleri sönerek siyah iki nokta gibi kalmış; sanki, geceleri kendisine bakarak uyuduğum bu kedi kafası; ölmüş, terk-i hayat etmişti. Yazıhanemin üstünde açık duran kitabımı kaptım, annemin yanına koştum, hiç yanlışım çıkmadı.

Annem geceleri derdi ki:

— Yatmazdan evvel dersini üç defa oku yavrum, uyurken melaikeler sana onu öğretir.

O melaikeler bu gece de, uykumda bana dersimi öğretmişlerdi. Annem müşfik aferinlerle saçlarımı okşadı. Ve:

— Daha mektebe çok vakit var, diye beni kendi yatağına yatırdı.

Uykum yoktu, anneme bakıyordum: Yeşil başörtüsü başında, bu zulmet-i münevvere içinde bir hayal gibi hareket ederek Kurân’ını aldı ve pencerenin kenarına, geniş sedire oturarak mühtez ve rakik sesiyle tilavete başladı ruhumda bir aks-i enin-i şiir-alud bırakan bu güzel sesi dinleyerek... Büyük, yeşil başörtüsünün altında, tıpkı ölen bir hemşireme benzeyen güzel ve asım çehresini görerek... Ve yavaş yavaş sallanan başının aheng-i hafif-i münacatını seyrederek dalıyordum. Perdelerin altından görülen dumanlı sema gittikçe aydınlanıyor, geç kalmış birkaç yıldız koyu lacivert bir atlasa düşmüş mai ve nadide elmaslar gibi parlıyor, vapesin-i mai neşrederek parlıyorlardı. Annemi bir meleğe benzetiyordum. Bu tahayyülle melaikeleri düşünerek, Kurân okuyan annemin şimdi etrafına toplanmaları gereken melaikeleri müşahede ediyorum zannederek dalıverdim. Yüzümün üstünde, ahrette güller bitecek ve cehenneme girecek olursam katiyen yanmayacak olan sol kaşımın ucunda tatlı bir ürperme duyuyor, sonra annemin münevver bir zambak aydınlığıyla parlayan dudaklarının kımıldanmasına bakarak... O görülmeyen melaike kanatlarının saçlarıma, annemin şimdi Kurân tutan ince parmaklarıyla okşadığı sarı ve çok saçlarıma dokunduklarını hisseder gibi oluyor ve dalıyordum.

Ah, beş sene evvelki sabavet ve şimdiki ben.. Tatsız, neşvesiz, muhabbetsiz, aşksız ve heyecansız, her şeysiz, boş bir hiçten daha boş geçen hayat-ı sermay-ı taabalud... Şimdi mülevves emellerle, hırslarla, hakikatte kıymetsiz olan baid-ül-vusul arzularla, hâsılı bütün bunların bir icmâl-i mebhutu olan o sebepsiz ve tahammülsüz bikararlıklarla mecruh olan ruhum mecruh olan kalbim ve maneviyetim... Şimdi, daha bu gece görülmüş gibi, on beş saniye evvel görülmüş ruhani bir rüya-yı kıymetdar gibi saadetleri unutulamayan ve zaten velveleli ve hüsran-hiz bir rüya olan bu ömr-i ani içinde yalnız kâbus olmayan sabavet ve hatıratı... Şimdi düşünüyorum ki, hayatta bu muztar ve şefkatsiz mazilerin güzariş-i ademinden mütehassil ne garip bir hiçlik; ne zeval-perver ve pür-hayal bir beyhudelik, ne mübhem, ne esrar-alud bir sürat var!.

Namaza Özel Şark Odası

Namaza Özel Şark Odası


Bir hafta sonu işitme engelli bir grup Bursa’dan İstanbul’a bir etkinlik için gelmiş ve geri döneceklerdi. Arkadaşım:

— Çalıştığımız işyerinin arabası gidiyor, biz de gidelim mi, diye sordu. Ben:

— Namaz kılmadım, deyince o da:

— Araba yolda mutlaka bir yerde durur, sen de namazını kılarsın, dedi.

— Tamam, deyip yola koyulduk. Trafik biraz yoğundu. Ben namaz geçecek diye tedirgin olmaya başlamıştım. Ara sıra da bunu dile getirdim. Ben bunu her söylediğimde, hem şoför, hem de arkadaşım “kazasını kılarsın” diyorlardı. Ben yine sürekli yola bakıyor, cami arıyordum. Cami bulsam şoföre durması için ısrar edecektim. İstanbul Boğaz Köprüsünü biraz geçmiştik. Araba hem benzin almak, hem de engelli yolcuların yol ihtiyaçlarını karşılamak için bir benzin istasyonunda durdu. Markete kalabalık bir şekilde girdik. Yolcular alış veriş yapıyordu. Ben marketteki görevliye:

— Namaz kılacak yer var mı, diye sordum. Görevli de sert bir üslupla:

— Hayır, dedi. Şoför ve arkadaşım yine aynı söylemlerini tekrarladılar. Ben dinlemeyip:

— Etrafa bakacağım, yer bulursam kılacağım, beni bırakıp gitmeyin, dedim ve dışarı çıktım.

İstasyonun yan tarafında inşaat sahasına benzer bir yer vardı, oraya yöneldim. Biraz ilerlersem belki birilerini bulurum diye düşündüm. 18-20 yaşlarında genç bir delikanlı bana doğru geldi. Sanırım oraya yanlışlıkla girdiğimi düşündü.

— Buyurun yardımcı olalım, dedi. Ben:

— Şu yandaki benzinlikte arkadaşlarla mola verdik de, ben de namaz kılacak yer arıyordum, dedim. Delikanlı:

— Tabi ne demek, yerimiz olmaz olur mu, dedi. Kendisi önden giderek takip etmemi söyledi. Arkasından gittim. İnşaat sahasının bahçesinde küçük, çok güzel, iki katlı, ahşap bir eve girdik. Yukarı çıktık. Evin odalarından birini açtı ve:

— Abla burada kılabilirsin, dedi. Odaya girdiğimde gözlerime inanamadım. Tanıtım için yapılmış ve döşenmiş bir ev. Evin içinde şark odası. Odanın orta yerinde serilmiş bir seccade ve üzerinde bir tesbih…

Evet, namaz için ısrar edince işte sonuç. Elhamdülillah dedim ve çok yoğun şükür hissiyle namazımı kıldım. Sonra oradaki görevlilere teşekkür edip arkadaşlarımın yanına gittim. Şoför ve arkadaşım, alaylı bir üslupla:

— Eee namazını kılabildin mi bari, diye sordular. Ben de:

— Evet, diye karşılık verdim. Cenab-ı Allah o kadar güzel bir yer hazırlatmış ki bana, namaz kılmam için. İşte o hazırlattığı yerde kıldım, dedim.

Ayşe Acet

Sabah Namazına Sivrisinek Uyandırdı

Sabah Namazına Sivrisinek Uyandırdı

Gece uykuda parmağımı sivrisinek ısırmış ve kaşınmaya başlamıştı. Gözüm kapalı bir şekilde parmağımı kaşımış ve uyumaya devam etmiştim. Bir taraftan da:

— Nereden çıktı bu sivrisinek, ne güzel uyuyordum, diye düşünüyordum.

Biraz zaman geçtikten sonra sivrisinek vızıltısı kulağımı iyiden iyiye rahatsız etmeye başlamıştı. Artık bu şekilde uyumam mümkün değildi. Elimle kovalayıp dursam da tekrar geliyordu. Sinirlenip sivrisineği yakalamak için gözlerimi açtım.

Bir de ne göreyim? İrkilerek ve şaşkınlıkla sabah namazı vaktinin girdiğini fark ettim. Saatimin namaz vaktine ayarlı olduğunu sanarak büyük bir gönül rahatlığı içinde uykuya dalmıştım. Meğerse kurmayı unutmuşum.

Demek Rabbim o sivrisineği beni namaza kaldırmakla görevlendirmişti. Bense onun canını alacaktım. O benim namazımı kurtardı.


Yâdel

Güzel Bir Rüyayla Namaza Başladım

Güzel Bir Rüyayla Namaza Başladım

2000 yılında saçı açık, süsüne dikkat eden bir kız idim. Hatta şakayla dahi olsa aynanın karşısına geçer başörtüsünün bende ne kadar itici durduğunu düşünür, kendimle alay ederdim. Ama gerçekten de yakışmazdı.

Bir gece rüyamda sadece yüzünü hayal meyal gördüğüm, aksakallı, saçları ağarmış biri, Lâilâheillâllah diyerek dua etmemi söyledi. Sonra ikinci ve daha yüksek bir sesle yine Lâilâheillâllah ile dua etmemi söyledi. Üçüncüde bu ses ile her yer çınladı sanki ve birden yataktan fırladım. Tam da sabah ezanı okunuyordu ve müezzin Lâilâheillâllah diyordu. Biraz durup yattım. Bugünkü aklım olsa namaz kılıp da yatardım.

O gördüğüm şeyin ne olduğunu bilmiyorum. Rüya mı yoksa ben sabah ezanındaki Lâilâheillâllah’larımı duydum. Ama o hayal de olsa gördüğüm yüzü unutacak ve bana “Dua et” dediklerini uyduracak kadar bunamış değildim. Galiba en doğrusu, onun Lâilâheillâllah tavsiyesiyle ezanın Lâilâheillâllah ifadeleri aynı ana denk gelmişti.

O rüyadan sonra ne oldu derseniz? Artık başörtüsü ile aynanın karşısına geçtiğimde bana ne kadar yakıştığını düşünüyordum. Sanki Allah tarafından yüzüme nur geldi. Ve bana başörtüsü çok yakıştı gibi geldi. Sonra o senenin Ramazan ayında namaza başlamaya karar verdim. İnanın hangi namaz kaç rekât onu bile bilmiyordum. Ama başardım.

Şimdi sene 2008 ve ben hâlâ namazıma devam ediyorum. Tam dört dörtlük kılamıyorum belki, ama hamdolsun kopmuyorum.

Sonra yine bir Ramazan ayında evimde Kur’an öğrenmeye karar verdim. Her gün bir saat vakit ayırıp onu da başardım sayılır. En azından Yasin suresini Arapça okuyabiliyorum. Allah devamını da nasip etsin inşaallah.

Kısacası o sabah ezanı okunurken duyduğum ses beni çok değiştirdi. Allah hepimize daha güzel şeyler nasip etsin inşaallah.

Gülşah Sevimler

İmamlık ve Cemaat

İmamlık ve Cemaat

Aklı olan, bûluğ çağına eren, hür olan ve zorluk çekmeksizin topluca namaz kılmaya gücü yeten müslüman erkeklerin toplanıp cemaatle cuma namazını kılmaları farz, bayram namazlarını kılmaları vaciptir. Diğer farz namazları cemaatle kılmaları ise, müekked sünnettir.

(Cuma namazından başka farz namazların cemaatle kılınması, Malikîlere ve bir kısım Şafiîlere göre de bir müekked sünnettir, İmam Ahmet ibni Hanbel ile Ebu Sevre ve Davudi Zahirî ile diğer bazı müctehidlere göre vacibdir. Bu halde bir şahsın tek başına namaz kılması haramdır. İbni Rüşd, İbri Bişr ve bir kısım şafiîlere göre ise, beldelerde bir farzı kifayedir, her mescidde cemaatle namaz kılınması sünnettir. Bir kimsenin özel olarak yalnız başına cemaatle namaz kılması da mendubdur. Hanbeli fıkıh alimlerinin açıklamalarına göre, esasen cemaatle namaz, ikamet ve sefer halinde vacib, hem de sünnet yerine getirilmiş olur. Cemaatin farzı ayn olduğunu söyleyenler de vardır.)

İslam'da cemaatle namaz kılmaya büyük önem verilmiştir. Büyük sevaba ermek için ve ihtilaftan kurtulmak için cemaatle namaz kılmaya devam etmelidir. Cemaat ne kadar çok olursa, fazilet de o derece çoğalmış olur. Cemaatle namaz kılmanın sevabı, yalnız başına namaz kılmanın sevabından yirmi yedi kat fazladır.
Cemaate devam, İslam nişanlarından ve iman alametlerindendir. Cemaatle kılınan namaz ile müslümanların birliği ve birbirine bağlılığı gösterilmiş olur. Müslümanlar arasında bir sevgi ve dayanışma duygusu uyanır, bilmeyenler bilenlerden faydalanır, iyi kimselerin arkadaşlığı ile yapılan ibadetlerin ve duaların Allah yanında kabule yakın olacağı daha ziyade umulur.

Cemaatle kılınan namazda, kendisine uyulan zata "İmam" denir. Bu zatın bu görevine de "İmamet" denir. İmama uymayan, bir kimsenin kendi namazını imamın namazına bağlamasına "İktida, ittiba" adı verilir. Bu uyan kimseye de "Muktedi, müttabi, memum" gibi adlar verilmiştir. Kendi başına namaz kılana da "Münferid" denir.

İmametin başlıca şartları: İslam, buluğ, akıl, erkek olmak, Kur'an okuyabilmek ve özürden beri olmaktır. Bu şartlara sahip olmayanlar imam olamazlar. Bu konu aşağıdaki meselelerden anlaşılacaktır.

Cemaat arasında imamete en yararlı olan, sünneti en iyi bilen (fıkıh bilgisi olan) kimsedir. Bunda eşit olsalar, okuyuşu daha güzel olandır. Bunda da eşit olsalar takvası daha çok olandır (haramdan daha çok kaçınandır). Bu üç vasıfta eşit olsalar, yaşta büyük olandır. Bunda da eşit olsalar, ahlakı daha güzel olandır (yumuşak huylu ve daha çok haya sahibi olandır). Bu hususta da eşit olsalar, yüzce, sonra soyca, sonra sesçe, sonra elbise bakımından temizlikçe güzel olandır. Bunların hepsinde eşitlik kabul edilecek olursa, aralarında kur'a çekilir. Bütün bunlar imamlık görevine verilen önemin büyüklüğünü gösterir. Bunun içindir ki bu görevi eskiden bulundukları yerlerde idareciler üzerlerine alırdı.
Bununla beraber cemaat arasında ev sahibi veya o yerin görevli imamı bulunursa, bunlar tercih olunurlar, aranan vasıfları toplamış olmasalar bile yine tercih edilirler.

Başkasının evinde imam olacak kimse, ev sahibinin izni ile imamlık yapar. Başkasının evinde tek başına namaz kılacak olan kimse de, ev sahibinden izin istemelidir, faziletli olan budur.

Fasıkın (aşikare haram işleyenin) ve bid'at sahibi olanın (din işlerine dinde olmayan şeyleri karıştıranın) imameti tahrimen mekruhtur. Çünkü fasık din işlerinde saygılı bulunmaz, İmam Muhammed ile İmam Malike göre, bunlara uymak esasen caiz değildir.

Bid'at sahibine "Mübtedi" denir ki, inancı sünnet ve cemaat ehlinin inancına aykırı olan kimse demektir. Bid'at sahibine uymanın kerahetle caiz olması, inancı küfre varmadığı takdirdedir. Eğer inancı küfrü gerektiriyorsa ona uymak bütün Hanefilerce de caiz olmaz. Şefaati, kabir azabını ve hafaza meleklerini inkar etmek gibi...

Kölelerin ve babası belli olmayanların imamlığı mekruhtur. Çünkü bunlarda cehalet daha fazla olur. Bilgili oldukları takdirde imamlık yapabilirler. İki gözü kör olan da imam olabilir. Fakat görür kimselerin imamlığı daha faziletlidir. Bununla beraber iki gözü görmeyenin imamlığında kerahet olduğunu söyleyenler de vardır. Çünkü bu kimse özürlüdür, elbisesinin temizliğine fazla dikkat etmeyebilir.

Erkeklerin kadınlara ve henüz bûluğ çağına ermemiş çocuklara uyup namaz kılması caiz olmadığı gibi, aklı yerinde olanın bunağa, Kur'an okuyucusunun okuyamayan (ümmî) kimseye, kıraati olmayanın dilsize, elbisesi temiz olanın elbisesi pis olana, avret yerleri kapalı olanın açık bulunana, özrü olmayanın özürlüye, bir özürlünün özrü değişik başka bir özürlüye uyması da caiz değildir. Ancak özürleri bir olanların birbirlerine uymaları caizdir.

Kadının kadına imamlığı kerahetle caizdir. Eğer kadınlar kendi aralarında cemaatle namaz kılacak olurlarsa, İmam olacak kadın aralarında durur, onların önüne geçmez. Bu öne geçme de mekruhtur.

Abdestte ayaklarını yıkamış olan kimsenin ayaklarına mesih yapmış olan kimseye, abdest alanın teyemmüm etmiş olana, ayakta namaz kılanın oturarak namaz kılana, boyu dik ve doğru olanın rukü derecesinde kanbur olana uyması (iktidası) caizdir. Son üç şekildeki uymanın cevazına İmam Muhammed muhaliftir.

Farz namaz kılanın nafile namaz kılana veya başka bir farz kılana uyması caiz değildir. Fakat nafile namaz kılanın farz namaz kılana uyması caizdir. Örnek: Öğlenin farzını kılmış olan bir kimse, öğle namazını kıldırmakta olan imama uyacak olsa, bu ikinci defa kılacağı namaz bir nafile olarak caizdir.

Bir kimsenin, haklı olarak kendisinden hoşlanmayan bir cemaate namaz kıldırması mekruhtur. Fakat hoşlanmayacak bir durum veya imamlığa daha ehliyetli bir kimse yoksa, cemaatin hoşlanmasına bakılmaz. Çünkü bu halde cemaatin hoşlanmaması yersizdir.

Mezheb değişikliği iktidaya (uymaya) engel değildir. Yeter ki imam olan zat, namazın şartlarına ve rükünlerine riayet etsin. Şöyle ki: Müslümanların fıkıh bakımından mezhebleri değişik olsa da, esasta bir olduklarından birbirlerine uyabilirler. Bu hususta en faziletli olan, her müslümanın kendi mezhebinde bulunan bir imama uymasıdır. Bu olmayınca, diğer bir mezhepte bulunup da namazın farzlarına riayet eden herhangi bir imama uyulması, yalnız başına namaz kılmaktan daha faziletlidir. Şu kadar var ki, bir müslim kendi mezhebine göre namazı bozacak bir şeyin böyle bir imamda bulunduğunu görüp bilirse, ona uyması sahih olmaz; bir Hanefinin, burnundan kan aktığı halde abdestini yenilemeden imamlığa geçen bir Şafiîye uyması gibi...

(Malikî ve Hanbelî olanlara göre, namazın sıhhati için şart olan şeylerde yalnız imamın mezhebine itibar olunur, uyanın (muktedinin) mezhebine bakılmaz. Onun için, bir Malikî veya bir Hanbelî, başının tamamını mesh etmemiş olan Şafiî veya Hanefî bir imama uysa namazı sahih ulur. Çünkü böyle bir mesih, her ne kadar Malikî ve Hanbelî mezheplerinde sahih değilse de, Hanefî ve Şafiî mezheplerinde sahihtir.)

İmam olan zat, cemaate nefret verecek şeylerden sakınmalıdır. Bir imamın kıraati veya tespihleri cemaati usandıracak derecede uzatması uygun değildir. Burada sünnetin en az olan derecesi ile yetinmelidir. Çünkü bu uzatma cemaate usanç verir, bu ise mekruhtur. Cemaatle kılınacak bir namazın sevabı ziyadedir. Bu sevaptan başkalarını mahrum bırakmaya sebebiyet vermek uygun olmaz. Cemaatin uzatmaya razı olmaları halinde kerahet olmaz.

Bununla beraber cemaatin rüku ve secde tespihlerini ve teşehhüdü sünnet üzere tamamlamalarına meydan vermeyecek bir şekilde imamın acele etmesi de mekruhtur. Cemaatin yetişmesi için, imamın rüküu uzatması da mekruhtur.

İmamın kendisine kolay gelen ayet ve süreleri okuması vaciptir. Henüz kuvvetlice ezberlememiş olduğu ayetleri okumamalı, cemaatin yardımcı olmasına meydan bırakmamalıdır. Şöyle ki: imam bir ayette yanılır ve hatırlayamazsa bakılır: Eğer sünnet miktarı veya namazın caiz olacağı kadar okumuş ise, hemen rüküa gitmelidir, yanıldığı yeri düzeltmeyi cemaatten beklememelidir. Bu miktar okumamış ise, başka bir ayete geçmelidir.
160- İmamın cemaatten en az bir arşın yüksekte veya alçak bir yerde durup namaz kıldırması mekruhtur. Kendisi ile beraber cemaattan bazı kimseler bulunursa mekruh olmaz.

İmam ile muktedinin (imama uyanın) yerleri hükmen bir olmalıdır. Aralarında yüksek boylu bir duvar olup imamın görülmesini veya sesinin işitilmesini engellese, o imama uymak sahih olmaz.

Yine, imam ile muktedi arasında veya bir muktedi ile öndeki saf arasında uzaklık bulunsa bakılır: Eğer namaz mescid dışında kılınıyorsa ve aradaki mesafe bir saf bağlanacak miktardan az ise, imama uymak sahih olur. Fakat mesafe bundan daha çok ise uymak sahih olmaz. Amma namaz mescid içinde kılınmakta ise, aradaki uzaklık ne olursa olsun imama uymaya engel olmaz. Bununla beraber bazı alimlere göre, Beytül-makdis gibi pek geniş olan mescidlerde, saflar arasında bağlantı olmaksızın mescidin en uzak bir yerinde durup imama uyulması caiz değildir.

İmam hayvan üzerinde, imama uyan yaya bulunsa veya başka başka hayvanlara veya gemilere binmiş olsalar, yer değişikliği olduğundan imama uymak sahih olmaz.

Yine, camide veya başka bir yerde imam ile muktedi arasında kayık geçecek büyüklükle bir ırmak veya araba yürüyecek genişlikle saflardan boş bir yol bulunsa, imama uymaya engel olur.

Cemaate kavuşmak için koşa koşa yürümek mekruhtur, saygıya aykırıdır. Bu gibi davranışlardan daima sakınmalıdır.

Cemaatin birçok kişiden ibaret olması şart değildir. Bir kişi ile de cemaatin fazileti elde edilir. İmama uyan kişinin bir kadın veya mümeyyiz bir çocuk olması yeterlidir. Bunun için evde ailece cemaatle kılınan namaz da, yalnız başına kılınan namazdan kat kat faziletlidir. Fakat bir özre dayanmaksızın evde cemaatle namaz kılıp camiye gitmemek bid'at ve mekruh sayılmaktadır. Mescidlerde ve camilerde cemaatle kılınan namazların fazileti daha çoktur. (146. maddeye bakılsın.)

Namazda imama uyan bir kişi ise, imamın sağında durur, iki ve daha çok kimseler olunca, imamın arkasında dururlar. Keraheti olmayan duruş bu şekildedir. Cemaatin imamdan ilerde durması ise caiz değildir. Bu hususta secde yeri değil, ayakların yeri esas alınır. Cemaatin topuklarının imamın ayak topuklarından ilerde olmaması yeterlidir.
(İmam Malik'e göre, cemaatin imamdan önde durması mekruh ise de, namazın cevazını engellemez.)

Muktedi (imama uyan kimse), imama uymayı niyet etmeli ve kıldıkları farz namaz aynı olmalıdır. Bunun için bir kimse imama uymayı niyet etmeksizin ona uysa veya kendisi öğle namazını kılmak istediği halde imam ikindi namazını kıldırmakta bulunsa, bu iktidası (imama uyması) caiz olmaz.

İmamın sesi kafi gelmezse, cemaatten biri tarafından iftitah ve intikal tekbirleri yüksek sesle alınır ve rüküdan kalkarken de "Rabbena ve lekel-hamd" denilir, yüksek sesle yine selam verilir. Bu bir tebliğ, bir bildirimdir. Ancak tekbirler alınırken iftitah ve intikal tekbirleri olarak alınmalıdır, yalnız bildirme için alınmamalıdır. Eğer ilk tekbir ile namaza başlamaya niyet edilmez ise, bunu alan namaza başlamış olmaz. Diğerleri de tesbih, tahmid ve intikal tekbirleri olarak alınmazsa, sevabdan mahrum olmayı gerektirir, imamın sesi yettiği takdirde bu tebliğe gerek kalmayacağından, bu tebliğ işi mekruh olur. Buna müezzin olanlar dikkat etmelidirler.

İmam birinci selamı ikinci selamdan daha yüksek sesle alır ki, bu onun için bir sünnettir. Çünkü yüksek sesle alınması cemaate bir bildiridir. Bu bildiriye ihtiyaç ise, daha çok birinci selamda görülür.

İmam selam verince, muktedi de teşehhüdü bitirmiş ise selam verir. Salat-Selam ve duayı bitirmek için selam vermeyi geciktirmez. Teşehhüdü bitirmeden selam vermesi de caizdir.

İmam namazdan sonra iki tarafa selam verirken "Aleyküm" sözü ile Hafaza meleklerini ve bütün cemaati kasteder. Cemaatten her biri de sağ tarafa selam verirken o taraftaki meleklerle cemaati ve imam eğer o tarafta veya kendi hizasında ise imamı da kasteder. Sol tarafa selam verirken de o taraftaki meleklerle cemaati ve imam o tarafta ise imamı kastederek onlara selam vermiş olur. Yalnız başına namaz kılanlar da bu selam ile yalnız Hafaza meleklerini kastederler.

Cemaat selamdan sonra: "Allahümme entesselâmü ve minkesselâm, tebarekte ya zelcelâli vel-ikram" (*) cümlesi okununcaya kadar yerlerinde dururlar. Sonra yerlerinden kalkıp sünneti veya duayı başka uygun bir yerde tamamlarlar. Bundan ziyade yerlerinde durmaları kerahete girer. Farzdan sonra saffı bozmaları müstahabtır. Bunu yapmakla sonradan gelenler namazın tamamlanmış olduğunu anlarlar.

İmam selam verince bakılır: Eğer namaz tamamlanmışsa, imam serbesttir. Dilerse sağ tarafına, dilerse sol tarafına döner. Böylece kıbleyi sağ veya sol tarafına alır ve öylece oturur. Dilerse çıkıp işine gidebilir. Eğer karşısında namaz kılan yoksa, dilediği takdirde cemaate doğru döner. Namaz kılanın yüzüne karşı dönüp durmaz; çünkü namaz kılanın yüzüne karşı oturmak mekruhtur. Fakat namaz bitmiş olmayıp, kılınacak sünnet bulunursa, imam "Allahümme entesselâmü ve minkesselâm" denilinceye kadar yerinde durur, sonra kalkar ve sağa, sola, ileriye veya geriye çekilerek o sünnet namazı kılar. Eğer kendisi başka bir şeyle uğraşmayacaksa, bu sünneti gidip evinde kılabilir. Çünkü sünnetlerin evde kılınması daha faziletlidir. Ancak cemaat imam hakkında kötü bir zan besleyecekleri düşüncesi varsa, sünnetleri eve gitmeden kılmalıdır.

Yalnız başına namaz kılanlara gelince, bunlar farz namazları kıldıkları yerde durabilirler ve sünnetleri de orada kılabilirler. Bununla beraber nafile namazları başka bir tarafa çekilip kılmaları daha güzeldir.

Cemaat, kıyam rükü, secde gibi yapılması gerekli rükünlerde, Sübhaneke ile Tesbihat ve Tahiyyat gibi dua ve zikirlerde imama uyarak bunları yaparlar. Fakat sözle yerine getirilmesi gereken kıraat rüknünde imama uymaz, imamın aşikare okuduğu Kur'anı dinler ve susar.
Bu İmamı Azam ile İmam Ebû Yusuf'a göredir. Bu iki zata göre, aşikare okunan namazlarda cemaatin okuması tahrimen (harama yakın) mekruh olduğu gibi, gizli okunan namazlarda da cemaatin okuması böylece mekruhtur. İmam cemaate öncülük etmektedir. Bunun için imamın okuması, cemaatin da okuması demektir. Nitekim bir hadis-i şerifte buyurulmuştur:

"Kimin imamı varsa, imamın okuyuşu o kimse için de okuyuştur" Fakat İmam Muhammed, gizlice kıraat yapılan namazlarda cemaatin da kıraat yapmasını caiz görmüştür.

(İmam Malik'e göre, gizlice Kur'an okunan namazlarda muktedi (imama uyan) da gizlice okur; bu müstahsendir. İmam Ahmed'e göre, gizlice okunan namazlarda muktedi de gizlice okur. Bundan başka imamın namazlarda aşikare okuyuşunu cemaatten herhangi biri işitmezse, o da kıraatta bulunur, bu vacibdir. Fakat işitirse, okuması caiz olmaz, imamı dinlemesi gerekir. İmam Şafîî'ye göre de, gizlice Kur'an okunan namazlarda muktedi, Fatiha'dan başka ayetler de okur. Aşikare kıraat yapılan namazlarda ise, eğer rek'atı kaçırmayacaksa, yalnız Fatihayı gizlice okur.)

İmam namaza başlamak için tekbir alırken ellerini yukarı kaldırmasa, Sübhaneke'yi okumasa, rükü ve secde tekbirlerini almasa ve bunlardaki tespihleri söylemese, "Semiallahu limen hamideh" demeyi, tahiyyatı ve selamı terk etse veya teşrik tekbirini getirmese, cemaat bunları yapar. Bu dokuz şeyde cemaat imama uymaz.
İmam Muhammed'e göre imam, "Sübhaneke'yi terk edip Fatiha'yı okuduktan sonra sûreye başlamış olsa, artık cemaat da "Sübhaneke"yi okumaz.

İmam kunut duasını, bayram tekbirlerini, birinci oturuşu, tilavet secdesini, sehiv secdesini terk etmiş olursa, cemaat da terk eder. İmam bir secde fazla yapsa veya bayram tekbirlerini ashabı kiramdan rivayet edilen mikdardan ziyade alsa veya cenaze namazında dörtten fazla tekbir getirse veya yanılarak beşinci rekata kalksa, cemaat bu işlerde imama uymaz. İmam beşinci rekata kalktığı zaman bakılır: Eğer imam dördüncü rekattan sonra oturuş (ka'de) yapmışsa, cemaat oturarak bekler, imam hemen dönüp teşehhüdü iade etmeksizin selam verirse, cemaat da onunla beraber selam verir. Fakat imam kalktığı beşinci rekat için secdeye varırsa, cemaat kendi başına selam verip namazdan çıkar. Eğer imam dördüncü rekatın arkasından oturuş (ka'de) yapmamış ise, cemaat yine bekler. Eğer imam hemen kıyamdan ka'deye dönüp ondan sonra selam verirse, cemaat da onunla beraber selam verir. Fakat imam beşinci rekatı secde ile bağlarsa, hepsinin namazı bozulmuş olur. Bu durumda cemaatin yalnız başına teşehhüdü yapıp selam vermesi fayda vermez.

Vitir namazında, cemaat daha Kunut duasını bitirmeden imam rüküa varsa, cemaat da varır. Ancak Kunut duasından henüz hiç bir şey okumamış olsalar, imam ile rüküda bulunmayı kaçırmayacak şekilde bir mikdar okurlar.

İmam (vitirde) kunut duasını unutup rüküa gittiği halde, cemaat ona uymamakla imam başını kaldırıp kunut duasını okuduktan sonra tekrar rüküa gitmekle cemaat da ona uymuş olsalar cemaatin namazı bozulur.

Cemaatla kılınan namazlarda safların düzgün olmasına, aralarında açıklık bulunmamasına dikkat edilir. İmam olan zat da buna dikkat edip cemaatı uyarır. Safların en faziletlisi birinci saftır. Sonra sırası ile arkaya doğru fazilet azalarak gider. İmama yakın bulunmanın fazileti pek çoktur. 180- Cemaatten birinin saf arkasında yalnız başına durup imama uyması mekruhtur. Ancak saflar arasında duracak bir yer bulamazsa, o zaman kerahet olmaz.

İmamı rüku halinde bulan kimse, imama uymak için ilk saflara gittiği takdirde rekatı kaçıracağından korkarsa, son safa geçerek imama uyar, saflardan birine katılmaksızın tek başına yalnızca bir yerde durup imama uymaz; rekat kaçırılacak olsa bile...

Namaz kılanın önünden geçmek mekruhtur. Ancak önünde bir perde, ağaç, direk benzeri bir engel bulunursa mekruh olmaz. Bu kerahiyet, kırlarda, büyük mescidlerde namaz kılanın secde edeceği yerden geçmek halindedir. Çünkü böyle büyük ve açık yerlerde namaz kılanın önünden hiç geçilmemesinde güçlük vardır. Evlerde ve küçük mescidlerde ise, namaz kılanın mutlak surette önünden geçmekle kerahet meydana gelir.
İmamın karşısında bulunan sütre (duvar gibi bir engel), cemaat için de yeterlidir. Daha önce bu açıklanmıştı.

Yüksek veya aşağı bir yerde namaz kılanın önünden geçildiği takdirde bakılır: Eğer geçen kimse ile namaz kılanın bazı azaları arasında bir hizaya gelme ve karşılaşma olursa, geçen kimse günah işlemiş olur; değilse olmaz. Bununla beraber hiç bir zaman namaz bozulmaz.
Bir görüşe göre, geçenin aşağı yarısı, namaz kılanın yukarı yarısına gelecek şekilde karşılaşma olsa yine kerahet olur; yerde namaz kılanın önünden ata binmiş bir kimsenin geçmiş olması gibi...

İmam abdestsiz olarak namaz kıldırdığını, cemaat dağıldıktan sonra anlamış olursa, mümkün olduğu kadar bunu cemaate duyurması gerekir. Bir diğer görüşe göre de, cemaata bildirmek gerekmez.

Bir imamın taşradaki akrabasını görmek için, bir zaruret veya dinlenmek için yılda bir hafta kadar imamlık hizmetini bırakması adete ve şeriata göre hakkıdır.

Bir özür bulunmadıkça cemaata devam etmelidir. Devam edilmemesini mubah kılacak özürler, teyemmümü mubah kılacak derecede olan hastalıklardır. Felce uğramak, yürüyemeyecek kadar yaşlı olmak, kör olmak, haksız yere saldırıya uğramaktan korkmak, şiddetli yağmur ve çamur bulunmak, soğuk ve karanlık hali olmak, hizmet etmeye mecbur olduğu ve ayrıldığı zaman zarar göreceği bir hasta bulunmak, yolculuğa çıkma hazırlığı ile uğraşmak gibi sebeblerdir. Din ilimleri ile uğraşıp kitab yazmak, fıkıh öğrenip öğretmek de, bu özürlerden sayılır. Bununla beraber devamlı olarak, bu meşguliyet yüzünden, cemaatı terk etmek doğru değildir.

Yalnız gevşeklik ve tenbellik yüzünden cemaatı terk edip duran kimse, cezaya hak kazanır, şahidliği kabul edilmez. İmam bid'at ehlinden olduğu için cemaatı terk eden kimse ise, cezaya hak kazanmaz. Cemaata devam etmek istediği halde, haklı bir özürden dolayı muntazam bir şekilde devamdan mahrum kalan kimse de, niyetine göre cemaat sevabına kavuşur.

(*) "Allah'ım! Sen selamsın ve selam sendendir. (Bütün noksanlıklardan berisin. Dünya ve ahiret selameti de ancak senin yardımınla olur. Sen mukaddessin), ey celal ve ikram sahibi olan (Rabbim! )..."

Kaynak: Büyük İslam İlmihâli, Ömer Nasuhi Bilmen

Allah'a iman

Bu yazımda Allah’a iman konusunda küçük bir nükte yazacağım…

Kardeşlerim bilindiği üzere yeryüzünde belirli olaylar belirli bir sıra ile meydana gelmektedir. Örneğin güneşin hergün doğup batması, yağmurun yağması , karın yağması, bitkilerin oluşup çiçek açması meyve vermesi v.s . Tabi bunların belirli mevsimlerde hiç aksamadan gerçekleşmesi. Bütün bu olayların arkasında neler dönüyor kimimiz biliyor kimimiz bilmiyor. Ama bilinmesi gereken tek şey var!!!

Evet şimdi gelin bir uzmanın ağzından yağmurun yağmasını anlatmasını isteyelim bakalım ne diyecek. Uzmanımız üniversitede bir yardımcı doçent olarak görev yapmaktadır. Birgün dersine girdim yağmurun oluşumunu anlatıyor;

Hoca: Yeryüzündeki suların buharlaşmasıyla su buharı atmosfere birikir, su buharları havadaki toz zerrecikleri yardımıyla birleşir ve 1 mm boyutunda damlacıklar oluşur. Ve yüksek basınç sonucu tekrar yeryüzüne düşer… v.s

Şimdi de başka bir uzmana gidelim bir kayısı tohumundan kocaman bir ağacın nasıl oluştuğunu soralım. Gidip sormadım ama vereceği cevabı tahmin ediyorum Diyecek ki; bir tohumun büyümesi için toprak, su, hava, sıcaklık gerekmektedir. Bu dördünün bir araya gelmesiyle belirli biyolojik olaylar sonucu tohum büyüyüp yeşerir.

Evet arkadaşlar bu bilgileri nereden bakarsak bakalım hep aynı değişmez. Bütün bunlar nasıl oluyor!!!

Sözüm şu ki; Ama ne yazık ki hiçbir kitapta veya hiçbir hoca bunları anlatırken bütün bu olayların Allah’ın kudreti, ilmi ve yasalarıyla meydana geldiğinden bahsetmiyor. Bütün bu olayların yapımcısı, yönetmeni olan yüce Allah’tan bir nebze olsun bahsedilmiyor. İşte bu Allah’a imanın önemli noktalarından bir tanesidir.

Şimdi düşünüyorum da ben bir fenle ilgili bir kitap yazsam ve kapağına bu kitaptaki bütün olaylar Allah’ın ilmi ve kudretiyle meydana gelmektedir diye bir giriş sayfası yapsam ve okullarda okutulmak üzere Milli eğitim bakanlığı talim ve terbiye kuruluna sunsam sizce sonuç ne olur???

Ben sonucu tahmin ediyorum maalesef ki kabul edilmez!!!

26 Mart 2009 Perşembe

Secdedeki Sır




Mısır’ın başkenti Kahire’de bulunan Ulusal Işın Teknolojisi Merkezi’nde yapılan bir bilimsel araştırma, secde etmenin insanı kanserden koruduğunu ortaya çıkardı.


Araştırmayla ayrıca secdenin hamile kadınlar için de oldukça yararlı olduğunu ve ceninin şekil bozukluğuna uğramasını engellediğini, bunun yanında yine birçok bedensel ve psikolojik hastalıklara iyi geldiği tespit edildi.

Işın Teknolojisi Merkezi Bölümü Başkanı Biyoloji profesörü Muhammed Ziyaeddin Hamid, bu çağda insanların her yönden elektromanyetik dalgalara maruz kaldığını ve bu nedenle daha fazla ışın aldığını belirterek, vücutta biriken bu yükün mutlaka dışarı atılması gerektiğini bildirdi.

Araştırma sonucu vücutta biriken elektromanyetik yükün ALLAH(celle celalüh)’a secde ile dışarı boşaltıldığının belirlendiğini dile getiren Mısırlı bilim adamı, bilimsel araştırmaların insan boyunun küçüldükçe elektromanyetik dalgalara uğrama oranının daha da azaldığını gösterdiğini söyledi.

Yedi azanın yerle teması enerjiyi boşaltıyor

İnsanın secde halindeyken elektromanyetik dalgalara daha az maruz kaldığını ve alnın yere değmesiyle vücuttaki elektromanyetik yükün dışarıya boşaltıldığını tespit ettiğini kaydeden Profesör Ziyaeddin, secde halinde olan bir insanın yedi organının yerle temas etmesinin boşaltımı hızlandırdığını ve bunun yorgunluk ve bazı hastalıklara iyi geldiğini ifade etti.

Araştırmaların elektrik yükünün vücuttan sağlıklı bir şekilde atılması için secde anında kıbleye dönmek gerektiğini gösterdiğini bildiren Profesör Ziyaeddin, Kâbe’nin yeryüzünün merkezi olduğunu ve yeryüzünün merkezine yönelmenin vücuttaki elektrik yükünü dışarı atmak için en uygun pozisyon olduğunu söyledi.

Beş vakit farz namazın vücuttaki elektrik yükünün dışarı atılması için yeterli olduğunu belirten Mısırlı bilim adamı, uyku esnasında vücutta oluşan unsurların sabah namazıyla dışarı atıldığını ve insanın güne sağlıklı ve canlı bir şekilde başladığını kaydetti.

Öğle, ikindi ve akşam namazlarının günün yorgunluğunu ve stresini azalttığını ve insana psikolojik bir rahatlama sağladığını söyleyen Profesör Ziyaeddin, yatsı namazıyla gün boyu vücutta oluşan yükün geri kalanının dışarı atıldığını ve insanın rahat bir şekilde uykuya dalmasının sağlandığını belirtti.


Yüzünü toprağa sür şimdi... Evine dön. Sılana koş. SUBHANE RABBiye'l -a'la. ''SEN varsın. SEN a'lasin. Eksiklikten uzaksın, noksanlıktan muallAsın, kusurdan mukaddessin. Kusur bende. Benden yana eksiklik. Bende saklı acizlik. Bende bekler fakirlik. Yalnız SAN'a muhtaç olma zenginliğimdir secdem.


Yüzümde secdelerimin izini bırak ey RABBim.
Alnıma rahmetinin nefesini bırak ey RABBim.
KALBime En Sevgili’nin aşkını bırak ey RABBim.
Secdemden dirilt beni.
Secdemde öldür beni.
Secdemde durut beni.
Secdemde doğrult beni.



alıntı

Bir Çanakkale hatırasında -Namaz

Bir Çanakkale hatırasında -Namaz

İngiliz'in, vakit vakit gemilerden, siperden...
Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü.
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.

Böyle büyük görünen şey küçücük bir insandı
Fakat bana çok dokundu, ayaklarım bağlandı.

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler
Güllelerin cehennemlik yağmurundan kaçarken..
Yolun biraz kenarında, tek başına bir nefer,
Pervasızca bombalardan, ateşlerden, her şeyden..

Kendisine, süngüsünden bir mihrabcık kurmuştu,
Sonra onun karşısında namazına durmuştu.

Ne havada ıslık çalan ve düştüğü yerlere
Kızgın çelik dahmelerle ölüm saçan gülleler...
Ne semâda ifrit gibi, vızıldayan tayyâre...
Ne dünyalık bir düşünce, ne bir korku, ne keder

Onun demir yüreğini oynatmaktan acizdi,
Sanki toplar, şarapneller tehlikesiz.. sessizdi!

Potinleri yanındaydı... Onun büyük saygısı,
Kunduralı ibadeti görmüyordu muvâfık.
Böyle bir yüreğin bütün işi, kaygısı,
Elbet Hakk'ın rızasına olmalıydı mutâbık

Kuru toprak üzerinde, kundurasız kılınan
Bu namazın, pek uygun bir kubbesiydi âsumân!

Bir çam, ona gölgesinde yapmış idi seccade.
Sanki tekbir alıyordu vakit vakit top sesi...
Gözlerinin sade akı beyaz kalan yüzünde
Parlıyordu o sarsılmaz imanın gölgesi

Bir Müslüman nasıl olur? Bu levhadan anladım,
Hürmetlerle -yavaş yavaş- sokuldum beş on adım
Başındaki kabalağın gölgesine gömülen
Süzük gözler, dikilmişti o süngüden mihrâba
Hakk’ın büyük divanında, eli bağlı, dururken
Artık o, can kaygısını almıyordu hesaba

Allah Allah, bu ne yüksek bir imandır yâ Rabbi
Bir Müslüman, ne büyük bir kahramandır, yâ Rabbi!

Kahramandır, çünkü toplar etrafında patlarken
Zerre kadar titremedi, namazını bozmadı
Dört yanına ateş saçan türlü türlü âfetten
Sanki onu koruyordu bir meleğin kanadı

Onun, böyle tevekkülü bana pek çok dokundu
Yüreğimi bir şey ezdi... İki gözüm sulandı

Ey medenî İngilizler! Daha varsa getirin
İnsanları, göme göme öldürecek şeyleri..
Getirin de şu cenneti, cehenneme çevirin
Bakın onlar korkutur mu, bir Müslüman neferi

Bunu, hâlâ anlamıyor ne Hamilton ne Garey
Müslüman'ı korkutamaz Allah'tan başka şey

Böyle dalgın, düşünerek geçerken ben yanından
Sağa sola selâm verdi, namazını bitirdi
Sonra, biraz kımıldandı.. ellerini -Yaradan
Ta gerisine dua için -gökyüzüne çevirdi.

Şimdi, artık Allah'ına döküyordu derdini
Gözlerini kapamıştı.. unutmuştu kendini

Tâ gerisine karşı boynu bükük duran bir nefer
Korku bilmez bir yiğitti.. hürmetlerle eğildim!
Duasına, mutlak âmin diyorlardı melekler
Kendimi pek fazla gördüm.. usul usul çekildim

Ben giderken, kulağıma değdi onun sadâsı..
(Allahümme salli alâ seyyidinâ) duâsı

Şimdi, hâlâ nerede bir kabalaklı askeri,
Görse gözüm, hatırlarım o kahraman neferi!
Ahmet NEDİM

Namazın Güzellikleri
Hakk’a imandan sonra kulluğun başı: namaz,
Cevherlere çevirir toprağı taşı, namaz!
Allah’ın ve Nebi’nin rızası var namazda,
A zamanın Yusuf’u, kâr takva, kâr namazda!
Namaz gözlerin nuru, namaz ki cana ışık,
Her rükû ve her secde, derde, hicrana ışık!
Tıpkı bedenlerdeki baş gibi, dinde namaz,
Allah’ın en sevdiği, kılmak, vaktinde namaz!
Cahil, namaz deyince zanneder ki zahmet var,
Hayır! Bunda bereket… Hayır! Bunda rahmet var!
Günahı siler atar, çağlayan bir su gibi,
Eder can bahçesini cennet kokusu gibi!
Kim tatsa bırakamaz! Bu aşk güzel, haz güzel,
Çünkü Hakk’ın emridir: Vacip, sünnet, farz güzel!
Kapıların önünde akan bir ırmak namaz,
Ay gibi, Zühre gibi, eder yüzü ak, namaz!
Cennet meyvesi ey can, çok rükû ve çok secde,
Gafillerde yok şükür, gafillerde yok secde!
Terki mümkün değildir, ne deniz, ne karada,
Çünkü namazla erdi erenler hep murada!
Âdem’e, Şit’e, Nuh’a emredince Hak, namaz,
Kıldı bütün Nebiler, İbrahim, İshak namaz!
Nebiler ve ümmetler kılageldi hep namaz,
Allah’ın rızasına, cennete sebep, namaz!
İşte Peygamber sözü: “Namaz ki, dine direk,”
Onunla bütün hayır; onunla parlar yürek!
Namazların terkini küfre denk tutar Nebi,
Çünkü tehlikededir böyle âdet sahibi!
Namazdan olacaktır kıyamette ilk sual,
Namaz eksik gelirse mizanı aşmak muhal!
İnsan gözünde dağlar deryalar belki büyük,
Günahlar bakımından namazın terki büyük!
Namaz kabrin yoldaşı, namaz ki yüze ziynet,
Sabaha ve akşama, gece gündüze ziynet!
Yüce Allah buyurdu: “Secde et, Bana yaklaş!”
Musa ve Hızır gibi lütfa, ihsana yaklaş!
İslam’ın temelidir: Oruç, zekât, hac, namaz,
Artık nasıl olur da yürekler kıpırdamaz!
Sağırlar duymasa da sabah akşam var davet,
Rahmete ve nimete ermededir Yâr davet!
Namaz yumurtasından cennet bülbülü çıkar,
Çünkü bundadır takva, çünkü bunda bütün kâr!
Ah ne güzel bir zikir, ne güzel bir secde bu,
Hakk’ın has kullarını getirmede vecde bu!
Rıza miracı demek, her secde ve her dua,
Kimin ne kıymeti var, olmazsa eğer dua?
Ta Âdem’den bugüne her ümmete var namaz,
A Yusuf yüzlü oğul, dost namazdır, yâr namaz!
Kıyam, kıraat, rükû, peşinden secde gelir,
Artık duru gönüller bin türlü vecde gelir!
Can artık gam seline bir değirmen olamaz,
Kulun başı üstünde rahmettir çünkü namaz!
“Beni zikretmek için namaz kıl!” buyurdu Rab,
Nasıl müstağni kalır artık Türk, artık Arap?
Secdeye koymak ile emrolundum ben başı,
Çünkü ibadetlerin bu namazdır en başı!
“Bugünün namazını yarın kılarım” deme,
Nice yarınlar geçti, bir baksana âleme!
Kim diyorsa aldanır “ederim kaza yarın,”
Namazın terkine var, bin türlü ceza yarın.
Namaz, mü’minin harcı; kuş, kuğu, at kılamaz.
Çok kimse de ömründe tek bir rekât kılamaz!
Yaratmada geceyi, yaratmada Rab günü,
Nefsini hesaba çek, gelmeden hesap günü!
İki rekât bir namaz şah olmaktan hoş bana,
Çünkü Allah diyor ki: “Ey has kulum, koş bana!”
Leyla’yı ve Şirin’i ne kadar var arayan,
Allah’tan başka bir dost bulamaz yâr arayan!
Namaz dostluk kapısı, namaz başların tacı,
İşte âlemde budur mü’minlerin miracı!
Her rükû, her secdede yüreklerden gam gider,
Daha namaz bitmeden Resul’e selam gider!
Kim çok secde ederse aferinler var ona,
Nebiler ve melekler olacaktır yâr ona!
Rahmete vesile kıl bu ömrü, bu az vakti,
Ne mübarek vakittir ya Rabbi namaz vakti!
Secde kulun Rabbine, işte en yakın hâli,
Bizi de salihlerle haşreyle ya İlahî!
Mustafa Necati Bursalı

Necip Fazıl'dan İki Mısra
Namaz sancıma ilaç, yanık yerime merhem
Onsuz ebedi hayat benim olsa istemem.

Yunus'tan İki Mısra
“Zanaatın yüreği namaz imiş hoş bişe.
Namaz kılan kişide olmaz yavuz endişe”

http://www.namazladirilis.com/modul.php?yid=32&bl=12

NAMAZ

NAMAZ


Sünnet ile, farz ile,
Dön Hakka, namaz ile.
Gece gündüz, niyaz ile,
Tüm günahlar af olur.


Zincirleri kıranın,
Gerçekleri haykıranın,
Adem olup kıçkıranın,
Yardımcısı Allah olur.



Aşkla ezanlar okunur,
Gönülleri kaplar nur,
Haydi sende safa dur,
Saf olan safa bulur.


Secdelere eğilenin,
Hem seven, hem sevilenin,
Halikını bilenin,
Akıbeti felah olur.



Yüz sür kutlu izlere,
Ulaşasın azizlere,
Tüm günahkar acizlere,
Namaz herdem penah olur.



Elde tesbih, dilde tekbir,
Zikir, cehenneme tedbir.
Kul derse ki: Allah bir,
Gafletten agah olur.



Sözlerinde duranlar,
Asra mühür vuranlar,
Camiyi dolduranlar,
Meleklerle saf olur.


Namaz gelir, gider şiddet,
Olmaz zerre kadar hiddet,
Namazdayken ebed müddet,
Cümle şerler mahvolur.


Namaz tükenmeyen varlık,
Hiç bitmeyen bahtiyarlık.
Onun terki bahtiyarlık,
Elde kalan bir ah olur.


Namaz kulun zaferi,
En mükemmel seferi,
Ağarınca tan yeri,
Tüm geceler sabah olur.


Sen o sırra ermiş isen,
Hakka gönül vermiş isen,
Seccadeni sermiş isen,
Dünya sana dergah olur.


Sözün dosta sert eyleme,
Kalbe zehir zerk eyleme,
Namazım terk eyleme,
Sana yazık günah olur.


O Hak yolda has harita,
Her yönüyle çok harika,
Onsuz geçen her dakika,
Her saniye israf olur.


Kulluk insana fazilet,
Onsuz olmak sonsuz zillet,
Nefis, şeytan denen illet,
Namaz ile ıslah olur.


Bir mubarek rüzgar eser,
Kalmaz kötülükten eser,
Gönül Ummanlarda gezer,
Hızır gibi seyyah olur.


BÜLENT ACUN

24 Mart 2009 Salı

Namaz Suçu Engelliyor / Murat Birsel - Star Gazetesi

20.02.2009
Namaz Suçu Engelliyor / Murat Birsel - Star Gazetesi


TIME Dergisi’nin (Şubat) özel sayısının kapağında dua eden bir kadın resmi var ve ‘İnanç nasıl tedavi eder’ diye yazıyor. Kapaktaki ‘duanın iyileştirici gücü’ teması, ‘The Secret’ (Sır) filminde de bahsi geçen, ‘Washington Deneyi’ni çağrıştırdı.

Washington Deneyi diye bilinen olay, 1993 yılında ABD Başkenti’nde halka haber vermeksizin yapılan ve sekiz hafta boyunca devam eden bir toplu meditasyon sürecinde şehirde suç oranının yüzde 20 oranında düşmesinin bilimsel kabul görüp kayda geçirilmesiydi. (İnternette arama motorunda ‘Washington meditation crime’ yazdığınız anda bütün bilgiye ulaşabilirsiniz.)

Nedir?

Şehirde kimse bilmiyor ama birileri, ‘iyilikler güzellikler üzerimize olsun’ şeklinde huzur çağrısı yapıp, bu enerjiye yoğunlaştığında oranın sakinleri bir anda -sanki- daha iyi insanlar oluyor.

Benim de aklıma düştü ki; bir huzur, iç güzellik, huşu ve iyiliklere dair titreşimler barındıran namaz benzer bir işlev görüyor olabilir diye...

Uzun lafın kısası kendimce dedim ki: Washington Deneyi doğru ise camilerinde namaz kılınan şehirlerdeki suç oranı namaz kılınmayan şehirlere oranla çok daha düşük olmalı! (Püf noktası: Kılanlar kılmayanları da pozitif etkiliyor.)

Bu bir varsayım, test edip doğru mu değil mi, hayatın gerçeklerince teyid ediliyor mu bakmak lazım...

Baktım nitekim!

* * *

Gerçi bu tür bir araştırmayı bilimsel yayın olarak taramak, verileri derlemek, ölçmek bir köşe yazısının konusu olamaz. Harika bir tez konusu olabilir. Filhakika ‘Namaz suçla ters orantılıdır’ varsayımının çok yüksek bir yüzdeyle doğrulanmasını bekleyebileceğimi söylerim...

Örneğin kişi başına düşen cinayet vakası oranı istatistiklerinde ilk yirmi ülke (binde):

Kolombiya (0.61) 2. Güney Afrika (0.49) 3. Jamaika (0.32) 4. Venezuela (0.31) 5. Rusya (0.20) 6. Meksika (0.13) 7. Estonya (0.107) 8. Latvia (0.103) 9. Litvanya (0.102) 10. Belarus (0.098) 11. Ukrayna (0.094) 12. Papua Yeni Gine (0.083) 13. Kırgızistan (0.0802) 14. Tayland (0.800) 15. Moldovya (0.078) 16. Zimbabve (0.074) 17. Seyşel (0.073) 18. Zambia (0.070) 19. Kosta Rika (0.060) 20. Polonya (0.056)

Kırgızistan dışında bu ülkelerin hemen hepsi yüzde yüze yakın oranlarda Hristiyan nüfusa sahip. Nüfusunun yüzde 75’i Müslüman olan (toplam nüfusta Müslüman oranı sıralamasında 38’inci ülke) gelen Kırgızistan tek istisna olarak göze çarpıyor.

Ve dünya genelinde bir ülkede namaz kılınıyorsa toplam suç istatistiklerinin hemen hepsinde Müslüman toplumlarda suça eğilim düşük çıkıyor.

Elalem bu gerçeğin farkında mı?

Elbette! İslam ülkelerinde cinayet oranı neden düşük diye çok ciddi bilimsel çalışmalar yapılıyor. (Meraklısına: Cordova, Ana; ‘An Examinational Causes of Low Murder Rates in Islamic Societies’: American Society of Criminology). Fazla bahsetmeseler, yüksek sesle dile getirmeseler de harıl harıl araştırıyorlar.

Gerçi namaz bağlantısını kuran yok sanki...

Belki bundan sonra birileri Londra, Paris benzeri şehirlerde cami olan bölgedeki suç oranını şehir geneline kıyaslamayı düşünür.

Keşke...

Tahminimce neticesi de dünyayı düşündürür!


Star Gazetesi, 17 Şubat 2009

23 Mart 2009 Pazartesi

Namaz Benim Huzurum - Timaş Yayınları

Namaz Benim Huzurum - Timaş Yayınları

Nurullah Çörek


"Namaz, insanla Allah (cc) arasında O'na ulaşmak için kurulan en sağlam köprüdür." Ahirette kulun ilk hesaba çekileceği amel olan namaz, "İnsanları ve cinleri kendisine ibadet etsinler" diye yaratan Allah'a (cc) sunulan en şümullü ibadettir. Bunun için inanan insan, namazını tam manasıyla eda etmeye çalışmalıdır. Allah'ın seçkin kullarının namazlarında yaşadıkları etkileyici tablolar derlenerek hazırlanan bu eser, yaratılış gayesi kulluk olan insanı namaz hakikatine yaklaştırmayı hedeflemektedir. 160 sayfa, 13.5 x 19.5 cm, Avrupa İthal Kağıt,
İlk Baskı Tarihi: 2006-Şubat ISBN: 975-263-375-7, 1.Baskı http://www.timas.com.tr/kitap.php?id=1147

22 Mart 2009 Pazar

Gece İbadeti - Kaynak Yayınları

Gece İbadeti - Kaynak Yayınları

Abdülhakim Yüce


Allah'ın rızasını kazanmak için gece ehlinin, geceyi değerlendirirken duyup yaşadıkları zevkten, nail oldukları ilahi varidattan ve bunu elde etme yolundan haberdar etmeyi amaçlayan ve gece ibadetinde zirve olan Hz.Peygamber başta olmak üzere, ashab ve selef-i salihinin gece ibadetine dair uygulama ve sözlerinden derlenmiş, yaşanması gereken bir hayat...

21 Mart 2009 Cumartesi

Namaz Benim Huzurum - Timaş Yayınları

Namaz Benim Huzurum - Timaş Yayınları

Nurullah Çörek


"Namaz, insanla Allah (cc) arasında O'na ulaşmak için kurulan en sağlam köprüdür." Ahirette kulun ilk hesaba çekileceği amel olan namaz, "İnsanları ve cinleri kendisine ibadet etsinler" diye yaratan Allah'a (cc) sunulan en şümullü ibadettir. Bunun için inanan insan, namazını tam manasıyla eda etmeye çalışmalıdır. Allah'ın seçkin kullarının namazlarında yaşadıkları etkileyici tablolar derlenerek hazırlanan bu eser, yaratılış gayesi kulluk olan insanı namaz hakikatine yaklaştırmayı hedeflemektedir. 160 sayfa, 13.5 x 19.5 cm, Avrupa İthal Kağıt, İlk Baskı Tarihi: 2006-Şubat ISBN: 975-263-375-7, 1.Baskı http://www.timas.com.tr/kitap.php?id=1147

Mart Ayı Namaz Programları

Sevgili Namaz Gönüllüleri,

Her ay Namazla Diriliş Paneli yapılacak yerlerin programını yayınlıyoruz.Eğer panel yapılacak yerlerde dost, arkadaş veya akrabanız varsa, lütfen telefon, mail veya cep mesajıyla katılması yönünde teşvik edin.Böylece namazın konuşulduğu salonlar dolsun taşsın ve daha fazla kişiye ulaşabilelim.

Namaz Gönüllüleri Platformu


İl : Gümüşhane-Köse
Hatipler : Abdullah Yıldız, Ömer Naci Yılmaz, Ahmet Bulut
Tarih : 1 Mart 09
Yer : Konferans Salonu
Saat : 13.30
Organize : Eğitim Bir-Sen

İl : Gümüşhane- Kelkit
Hatipler : Abdullah Yıldız, Ömer Naci Yılmaz, Ahmet Bulut
Tarih : 1 Mart 09
Yer : Belediye Kültür Salonu
Saat : 19.30
Organize : Eğitim Bir-Sen

İl : Uşak
Hatipler : Abdullah Yıldız, Ahmet Bulut, Ramazan Kayan
Tarih : 3 Mart 09
Yer : Uşak AKM
Saat :19.30
Organize : Uşak Namaz Gönüllüleri

İl : Denizli- Çivril
Hatipler : Abdullah Yıldız, Ahmet Bulut, Ramazan Kayan
Tarih : 4 Mart 09
Yer : Belediye Konferans Salonu
Saat : 19.30
Organize : Bilgi Derneği

İl : Düzce
Hatipler : D.Ali Taşcı, İhsan Atasoy, Ahmet Bulut
Tarih : 5 Mart 09
Yer : Merve Düğün Salonu
Saat : 20.00
Organize : Güldostlar Derneği

İl : Yozgat
Hatipler : D.Ali Taşcı, Ahmet Bulut, Hasan Hafızoğlu
Tarih : 6 Mart 09
Yer : Yimpaş Alış Veriş Merkezi Konferans Salonu
Saat : 19.30
Organize : YEKDAV

İl : Bursa-Mudanya-Güzelyalı
Hatipler : Senai Demirci, Ahmet Bulut
Tarih : 8 Mart 09
Yer : Güzelyalı Düğün Salonu
Saat : 13.00
Organize : Güzelyalı Namaz Gönüllüleri


İl : Zonguldak- Çaycuma
Hatipler : Hasan Hafızoğlu, Ahmet Bulut, Masum Vanlıoğlu
Tarih : 21 Mart 09
Yer : Belediye Düğün Salonu
Saat : 13.30
Organize : Diva-Sen


İl : Ilgaz
Hatipler : Hasan Hafızoğlu, Ahmet Bulut, Masum Vanlıoğlu
Tarih : 21 Mart 09
Yer : Belediye Kültür Salonu
Saat : 19.30
Organize : Ilgaz Din Görevlileri Derneği

İl : Bartın
Hatipler : Hasan Hafızoğlu, Ahmet Bulut, Masum Vanlıoğlu
Tarih : 22 Mart 09
Yer : Belediye Sosyal Tesisleri
Saat : 20.00
Organize : Diva-Sen

NAMAZ KILAN MEMURUN AKİBETİ NE OLUR?

Nevzat Tarhan


Bu soruyu devam ettirelim...

Namaz kılan generalin akıbeti ne olur?
Namaz kılan öğretim üyesinin akıbeti ne olur?
Namaz kılan futbolcunun akıbeti ne olur?
Namaz kılan valinin akıbeti ne olur?
Namaz kılan bir siyasetçinin akıbeti ne olur?
Namaz kılan medya mensubunun akıbeti ne olur?
Bu soruları siyasi bir üyeliği olmadığı halde başını örten bayanlar için de soralım....
Elini vicdanına koyanlar bir çok engellerle karşılaşacaklarını, etiketleneceklerini, yargısız infaza maruz kalacaklarını ve tasfiye edileceklerini söyleyecektir. Ama kapıcı, odacı, hizmetli olmakla yetinirse hiç bir şekilde karışılmayacağı söylenecektir.
Dini duyarlılığı olan çoğunluk çalışmalı ve üretmeli, üretmeden tüketen mutlu elitist azınlık yemeli. Bu imtiyazlı yapılanmanın devam etmesi eşyanın tabiatına aykırıdır. ”Sen çalış ben yiyeyim aç gözlülüğü” Fransız İhtilali ve Bolşevik devriminin ana sebebi değil mi?
Silahlı Kuvvetler'den yargı yolu kapalı bir şekilde yani YAŞ kararı ile tasfiye edilenler “Ben disiplinsiz değilim” isimli bir kitap yazdılar hangi yayınevine gittilerse yayınlatamadılar. Kendi imkanları ile kitabı zorlukla bastırdılar.
Şimdi Dışişleri Bakanı sayın Babacan'ın “Türkiye'de çoğunluğun da din özgürlüğü sorunu vardır” dedi diyerek medya terörü başlatıldı. Camiler açıkmış, Hac serbestmiş.
Bir subay liyakatı olduğu halde terfi ettirilmiyorsa, bir memur liyakati olduğu halde yükselmesi eşinin başörtüsü nedeniyle engelleniyorsa bu özgürlük sorunu değil mi?
Lütfen ‘Ama onlar tarikatçı’ demeyin yasalarda olmayan bir suçla bir insanın önü tıkanıyorsa bu davranış en basit ifade ile zalimliktir. Yasa dışı işler yapanları saptayamayan devlet aczini niyet okuyarak hüküm verme adaletsizliği ve hukuksuzluğu ile giderebilir mi?
Niyetler mahkum edilebilir mi?
Niyet okuyarak bir insana irticacı deniyorsa bunun adı İrtica Paranoyasıdır.
Niyet okuyarak bir insana bölücü deniyorsa bunun adı Bölücülük Paranoyasıdır.
Niyet okuyarak gazete küpürleri ile Parti kapatılırsa bunun adı Yargı Paranoyasıdır.
Niyet okuyarak bir subayın terfisi engellenirse bunun adı Askeri Paranoyadır.
Hitler, Stalin paranoid kişilerdi dünyayı kana buladılar ve korktuklarını kendilerine çektiler.
Bu ülkede subayın, öğretmenin, doktorun, mühendisin dindar olma hakkı resmen engellenmiyor.
Ancak sistemin ikiyüzlü işleyen şekli nedeniyle kürt kökenli ve dindar kişilerin çaktırmadan önü tıkanıyor.
’Özgürlük sorunu’ var mıdır? Maalesef vardır. Son on yılda din ve inançları engellendiği için depresyona giren hastalarımızın hikayeleri 12 Eylül hikayeleri gibi yakında vizyonda olacaktır.
Abdülhamid döneminde namaz kılmayanlar paşa olamıyormuş şimdi yazılı olmayan kurallar tersine işledi diyenlerin elinde pekçok kanıt var.
”Benim Dedem de müftü idi” muhabbeti hiç inandırıcı değil.
Dindar insan görünce 220 volt elektriğe tutulmuş gibi olanlar sağlıklı düşünemezler.
Kendi din anlayışlarını temel alarak yapılan yorumlar empatiden yoksundur.
Dört tane polisin ortasında başörtüsü çekiştirilen kız öğrenci resmi 28 şubat utancının simgesi oldu.
Bir dine inanma ve inanmama özgürlüğü,
İnançlarından dolayı kınamaya maruz kalmama özgürlüğü,
İnandığı dinin esaslarını öğrenme özgürlüğü,
İnandığı dinin ibadetlerini yapma özgürlüğü,
İnandığı dinin değerlerini başkalarına anlatma, çocuklarına öğretme özgürlüğü gibi her bir maddede özgürlükler incelenirse çok sabıkalı olduğumuz anlaşılır.
Lütfen özgürlük rolü oynamayalım dürüst olalım.
Dindarlığa siyasi anlam yükleme biçimindeki psikolojik savaş taktiklerine rağmen toplumun çoğunluğu ve Diyanet kurulları başörtmeyi dini vecibe olarak kabul ediyor.
Dini vicdana hapsetme talebi dindar bir insan için psikolojik taciz anlamına gelir. Türkiyede resmi uygulamalarla “Mobbing”e maruz kalan dini duyarlılığı olan insanlar artık demokratik tepkilerini ve sivil itaatsizliklerini göstermeliler.
Demokrasi çağında yaşıyoruz “Mehdi gelecek kurtaracak” diyenlere geçmiş olsun demek durumundayız. Bu konu demokratik duruşlarla çözüme kavuşmalı, tartışılmalı, özeleştiri ve derin düşünme kültürü ile kaygılı olanlarında endişeleri göz önüne alınmalı.
Aksi takdirde zaman ve enerjimizi tüketmeye devam ederiz.
Siyasetçilerin şapkasını alıp gitmesini bekleyenlerin oyunu ancak böyle bozulur.

Prof.Dr.Nevzat Tarhan
ntarhan@gmail.com

Uzayda namaz kılma rehberi! - Milliyet

Uzayda namaz kılma rehberi!

Malezya hükümeti, Müslüman astronot için bir rehber hazırladı. Rehber, astronota yerçekimsiz ortamda nasıl namaz kılacağına dair bilgi de veriyor

Rusya'nın ekimde Uluslararası Uzay İstasyonu'na göndereceği ekipte yer alması planlanan ilk Malezyalı Müslüman astronot için Malezya hükümeti "Uzayda İslami usullere göre ibadet rehberi" hazırladı. AP'nin haberine göre, Malezya Ulusal Uzay Ajansı Başkanı Mazlan Othman, rehberin, astronota yerçekimsiz ortamda nasıl namaz kılacağına dair bilgi verdiğini söyledi. Rehberde, "uzayda kıblenin nasıl bulunacağı" sorusuna cevaben, "Astronot uzayda kıbleyi yeteneklerine göre bulacak" denildi.

Rehberde, ramazanda uzayda olan Müslüman bir astronotun nasıl oruç tutacağına dair ise "bu kişinin uzaydan döndükten sonra oruç tutabileceği" yazıyor. Rehberde ayrıca, "Müslüman bir astronot uzayda kendisine sunulan bir yiyeceğin İslami kurallara göre hazırlanıp hazırlanmadığından ya da helal et olup olmadığından emin değilse, sadece açlık boyutu zaptedilemez duruma geldiğinde yiyebilir" deniliyor. Malezya'da astronot adayı olarak Şeyh Mustafa Shukor ve Faiz Halid seçilmişti.

Milliyet / Dış Haberler Servisi
01 Mayıs 2007

Ezanla birlikte açan çiçek

Halk dilinde Ezan çiçeği ismi ile bilinen bahçe çiçeği, görenlerin ilgisini çekiyor. Ezan çiçeği, akşam ezanı okunmaya başladığında tomurcuk haline gelip ezan okunduktan sonra 5 dakika içerisinde açılıyor. Tomurcuktan açılmaya başlayan çiçek, pıtır pıtır ses yapınca da görenleri hayretler içerisinde bırakıyor.

Akşam Ezanı ile Yatsı ezanı arasında sarı renkte açan çiçek, sabah gün açtığında renk değiştirerek güneş ışığı ile birlikte kırmızı olup yine güneş ışığı ile kuruyor.

Çiçekleri yetiştiren Ramazan Tuna, "2 yıl önce yeğenimin Afyonkarahisar'dan getirdiği çiçekten bir dal alıp kendi bahçeme diktim. İlk önce nasıl olduğunu bilmiyordum. Büyüdüğünde yani çiçek açma zamanı geldiğinde ben de merakla açmalarını izlemeye başladım. O günden sonra kendi ellerimle bakımını yapıp, sabah akşam suladım. Onları çocuklarım gibi el üstünde tuttum. Evime misafirliğe gelen arkadaşlarım, çiçeklerimi hayranlıkla izliyor" diye konuştu.

Samanyolu Haber

Aylık Namaz Takip Çizelgesi

Anne ve babaların bilinçlenmesine yönelik düzenledikleri farklı etkinlikler ve çeşitli faaliyetlerle dikkat çeken Mutlu Aile Mutlu Çocuk Derneği, yine farklı bir uygulamayla gündeme geldi.

Mutlu Aile Mutlu Çocuk Derneği, çocuklara namazı sevdirmek için “Aylık Namaz Takip Çizelgesi” hazırladı ve bu çizelgeye göre başarılı olanlara hediyeler verdi. Çocuklar bu çizelgeye göre kıldıkları namazlarını işaretlediler. Ay sonunda bu çizelgeler kontrol edildi. Buna göre namazlarını düzenli kılanlara içinde Kur’ân, seccade, tesbih, eşarp ve takke bulunan Namaz Seti hediye edildi.

Çizelgede bir ayın her günü için beş vaktin ismi ve bunları temsil eden 5 yıldız var. Çizelgede namazın kılınış şeklini belirten 4 bölüm bulunuyor. Buna göre çocuk cemaatle kılınca 20 puan, tek başına kılınca 15 puan, kaza yapınca 5 puan veriliyor. Önce günlük puanlar toplanıyor, sonra da aylık puan belirlenerek en çok puan alan çocuğa ödül veriliyor.

Siz de deneyebilirsiniz. Aylık namaz çizelgesini indirmek için tıklayınız.


tıklayınız.

Gelin Namaz Kılalım

Gelin Namaz Kılalım

Allah’ı zikir için,
Gelin namaz kılalım.
Lütfuna şükür için,
Gelin namaz kılalım.

Kalbi şeffaf çocuklar,
Nurlu sedef çocuklar,
Yüreği saf çocuklar,
Gelin namaz kılalım.

Günahtan saklar bizi,
Saflar kucaklar bizi,
Camiler bekler bizi,
Gelin namaz kılalım.

Çiçeklerle, kuşlarla,
Güldeki nakışlarla,
İçli yakarışlarla
Gelin namaz kılalım.

Tekbir alsın yürekler,
Çiçek açsın dilekler,
Gıpta etsin melekler,
Gelin namaz kılalım.

Bestami Yazgan

Gözümün Nuru Namaz

Gözümün Nuru Namaz

Ezanların emeli
Dinimizin temeli
Seni sonsuz sevmeli
Gözümün nuru namaz.

Müminlerin miracı
Gönüllerin ilacı
Sensiz yasamak acı
Gözümün nuru namaz.

Kötülükten men eden
Affa ihsana neden
Hakk’a yol seccadeden
Gözümün nuru namaz.

Kelamın Hak kelamı
Selamın Hak selamı
Yaşatırsın İslâmı
Gözümün nuru namaz.

Kıyam kıraat sücut
Ef’al sıfat ve vücut
Yokluk varlık hep mevcut
Gözümün nuru namaz.

Cami cuma cemaat
Makbul olur münacaat
Ol bendeye şefaat
Gözümün nuru namaz.

19 Mayıs 1990

Ali Soyyiğit

Namazla Diriliş - Ali Soyyiğit

Namazla Diriliş - Ali Soyyiğit


İslamın beş şartından biri namaz
Arzın Hak'ka en yakın yeri namaz
Sırat-ı müstakimin ser levhası
Dünyanın en ulvi seferi namaz

Gece sonu günün doğuşu namaz,
Nur-u Hak'kın narı boğuşu namaz
Nar-ı nirandan kulun kurtuluşu
Cennet yolu cennet koğuşu namaz

Kötülükten uzaklaştıran namaz
Kulu Rabbine yaklaştıran namaz
Cemaatı camide buluşturan
Saf tutturup kucaklaştıran namaz

Cemaatın Hak'ka erişi namaz
Hakla batılın devrilişi namaz
Vuslatı, miracı, münacaatı
Kulun imanla dirilişi namaz...

18 Şubat 2007 Üsküdar

Ali Soyyiğit

Secdeden Gayrı

Secdeden Gayrı


İlim kapısında verdim yılları,
Dinledim, ''Hâkk'' diyen âlim kulları,
Sordum, Dost'a giden bütün yolları;
Yakın yok dediler.. Secdeden gayrı...


Ne bağış yaptığın, vakıf listesi,
Ne de alkışların esrarlı sesi.
Günde seksen kere, berât müjdesi;
Veren yok dediler.. Secdeden gayrı...


Huşû tüllerinden, kanat açmaya,
Bir lâhzada, yedi semâ geçmeye,
Kevser şerbetini, elden içmeye,
Ruhsat yok dediler.. Secdeden gayrı...


Dedim: yıllar yılı gönlüm harapta,
Devâ bulamadım, sazda şarapta,
Bir yudum su verin, kaldım serapta;
Pınar yok dediler.. Secdeden gayrı...


Gördüm ki, insanın iki düşmanı,
Biri kendi nefsi, biri şeytanı,
Dedim: kuşansam mı kılıç kalkanı?
Silah yok dediler.. Secdeden gayrı...


Yaklaştım.. Süslü bir, mermer kabire,
Belli ki zenginmiş.. Dönmüş fakire.
Fidye var mı? dedim Münker Nekir'e;
Meded yok dediler.. Secdeden gayrı....


Baktım.. Ay yıldızlar kalmaz zikirden,
Var mı dedim sizde, şirk denen kirden?
Dile geldi bütün, Kâinat birden;
Biz de yok dediler.. Secdeden gayrı...


Rahmet çöllerinde, rahlemi kurdum,
Gözlerimde seller, vakfeye durdum,
Safâ'ya, Merve'ye, Kâbe'ye sordum;
Mîrâc yok dediler.. Secdeden gayrı...


Cengiz NUMANOĞLU

Nasıl Olur da Sana Secde Etmez Bir İnsan

Nasıl Olur da Sana Secde Etmez Bir İnsan

Kaç trilyon hücreden, yaratırsın bedeni,
Her bedene yüklersin, bir varoluş nedeni.
Evrendeki her zerre, tesbih ederken seni,
Baş eğerken emrine, bu kâinat , bu mîzan;
Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.

Ömür yetmez, verdiğin bir nefesin şükrüne,
Ne mümkün bedel biçmek, yaşattığın bir güne.
Cennetleri vâdettin, hem de Kur'ân üstüne.
Haykırırken tabutlar, musallada an be an;
Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.

Mûcizeler verirsin; kulak duyar, göz görür,
Kalp atar, dil konuşur, el tutar, ayak yürür.
Mal, mülk, evlât verirsin; hepsi de yüz güldürür,
Sağnak sağnak yağarken, bunca rahmet ve ihsan;
Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.

Fırtınalı denizden, kurtarırsın kulunu,
Bir şans daha verirsin, ve açarsın yolunu,
Lâkin; Sana eş koşar, cübbesini, çulunu,
Bu büyük nankörlüğü, reddederken o vicdan,
Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.

İçki, zina ve kumar, birer şeytan oltası,
Dünyaya hükmediyor, cehâletin sultası,
Din, cahilin elinde, oldu zulüm baltası,
Peygamber ahlâkını, emrederken o Kur'ân,
Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.

Şeytan ki; unutturur, o mahşer dehşetini,
Gıybet ile yedirir, ölmüş kardeş etini.
Cehenneme yol eder, bu dünya servetini;
Davul zurna çalarak, gelirken bunca hüsran;
Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.

Çok şükür ! Rahmetinin, farkındayım nicedir,
Sensiz geçen saniye, sabahsız bir gecedir.
Bilirim.. Senin affın, azâbından yücedir;
Yetmiyor kudretine, hiçbir söz, hiçbir lisan;
Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.


Cengiz Numanoğlu

Cennetlik bir adam

Cennetlik bir adam

Necid ahalisinden saçı karmakarışık, fakir bir kim­­se, Resulullah’a (a.s.m.) geldi. Uzaktan sesi güçlükle işitiliyor, fakat ne söylediği anlaşılmıyordu. Nihayet yaklaştı. Meğer İslâm’ın ne olduğunu soruyormuş...
Resulullah (a.s.m.) ona:

– Bir gün bir gece içinde beş namaz, diye buyurdu. Adamcağız:

– Bu namazlardan başka kılacağım namaz var mı, diye sor­du. Resulullah:

– Hayır! Olmayacak. Kendiliğinden nafile olarak namaz kı­larsan o ayrı, cevabını verdi. Bundan sonra Resulullah (a.s.m.) ona:

– Bir de ramazan orucu, dedi. Adamcağız yine:

– Bundan başka oruç tutacak mıyım, diye sordu. Re­su­lul­lah:

– Hayır, olmayacak. Kendiliğinden nafile oruç tutarsan o ayrı, diye buyurdu.

Resulullah (a.s.m.) ona zekâtı da söyledi. Adamcağız yine:

– Üzerimde bundan başka sadaka olacak mı, diye sordu. Resulullah (a.s.m.):

– Hayır, olmayacak. Kendiliğinden sadaka verirsen o ayrı, diye buyurdu.

Bunun üzerine Necidli fakir:

– Vallahi bundan ne fazla ne de eksik bir şey yapacağım, diyerek arkasını dönüp gitti.

Resulullah da (a.s.m.):

– Eğer doğru söylüyorsa kurtuldu gitti! Cennetlik bir adam görmek isteyen şu adama baksın, buyurdu.

Namazı Yaşayanar/Said Demirtaş/Nesil Yayınları

Sadece gözünün şükrüne yetti

Sadece gözünün şükrüne yetti

Cebrail (a.s.), Peygamber Efendimizin (a.s.m.) yanına geldi ve şöyle dedi:
– Ya Muhammed! Seni hak olarak gönderen Allah’a yemin olsun ki, bizler şöyle bir olaya şahit olduk. Önceki ümmetler içinde bir kul vardı. Allahü Teala’ya bir adada beş yüz sene ibadet etti. Cenab-ı Hak, o adada onun için tatlı bir su çıkardı, bir de nar ağacı yarattı.

Ağaç her gece bir nar bitiriyordu; o da bu su ve nar ile gıdalanıyordu. Böylece ibadetine devam ediyordu. Bu kulun eceli yaklaşınca Allah’a ruhunu secde halinde alması için dua etti. Allah da duasını kabul buyurdu.

Bizler yeryüzüne inince ona uğruyorduk. Ruhu alındıktan sonra göğe yükseldiğimizde İlâhî ilimde bu kulun kıyametteki halini şöyle bulduk. O, Aziz ve Celil olan Allah’ın huzurunda durdurulur. Allah meleklerine:

– Kulumu rahmetimle cennete koyun, der. Adam:

– Ya Rabbi, beni amelimin karşılığı olarak cennetine koy, der.

Bu konuşma tam üç kez tekrarlanır. Bunun üzerine Ce­nab-ı Hak, meleklerine:

– Bu kuluma verdiğim nimetlerle yaptığı ibadetleri bir ölçün, diye emreder. Melekler ölçerler, kulun yaptığı beş yüz senelik ibadet ancak gözünün görme nimetine karşılık gelir. Vücudunun diğer azaları şükürsüz kalır. Bunun üzerine Allah, meleklerine:

– Verdiğim nimetlere karşı şükretmeyen bu kulu ateşe atın, diye emreder. Melekler kulu ateşe doğru sürüklerler. O zaman kul:

– Ya Rabbi! Beni rahmetinle cennetine koy, diye yalvarır. Allah da meleklerine:

– Onu geri getirin, emrini verir. Kul İlâhî huzura getirilir. Allah:

– Ey kulum, sen hiçbir şey değilken seni kim yarattı, diye sorar. Adam:

– Sen yarattın ya Rabbi, der.

– Bu senden mi kaynaklandı, yoksa benim rahmetimle mi oldu?

– Benden değil, senin rahmetinle oldu.

– Sana beş yüz sene ibadet etme kuvvetini kim verdi?

– Sen verdin ya Rabbi.

– Diğer bütün nimetleri kim verdi?

– Sen verdin ya Rabbi.

– Evet, bütün bunlar Benim rahmetimle olmuştur; nihayet bunu anladın, seni de rahmetimle cennetime koyuyorum. Ey meleklerim bunu rahmetimle cennete koyun. Ey kulum sen bundan önce güzel bir kuldun, buyurur ve onu cennetine koyar.

Sonra Cebrail Aleyhisselâm şöyle der:

– Ey Muhammed, gördüğün gibi her şey ancak Allah’ın rahmetiyle olmaktadır.

Namazı Yaşayanlar/Said Demirtaş/Nesil Yayınları

Yağmura vesile olan namaz

Yağmura vesile olan namaz

Bir yaz günü Hazret-i Enes’e bahçıvanı gelerek, yağ­mur yağmadığından ve bahçenin kuruduğundan yakındı.
Bu haber üzerine Hazret-i Enes, Resulullah’ın (a.s.m.) “Herhangi bir ihtiyacı olan kimse iki rekât namaz kıldıktan sonra Allah’a dua etsin” şeklindeki “hacet namazı” tavsiyesini hatırladı.

Su isteyerek abdest aldı ve namaza durdu. Selâm verdikten sonra bahçıvanına:

– Gökyüzünde bir şey görebiliyor musun, diye sordu. Bah­çıvan:

– Göremiyorum, dedi. Enes, tekrar içeri girip namaz kılmaya devam etti.

Birkaç kez bahçıvana:

– Gökyüzünde bir şey görebiliyor musun, diye sorunca adam:

– Kuş kanadı gibi bir bulut görüyorum, dedi.

Bunun üzerine Enes namazını ve duasını sürdürdü. Az sonra bahçıvan Hazret-i Enes’in yanına girdi ve:

– Gök bulutla kaplandı ve yağmur yağmaya başladı, dedi. Bunun üzerine Hazret-i Enes:

– Haydi, ata bin de yağmurun nerelere kadar yağdığına bak, dedi.

Bahçıvan etrafı dolaştığında, yağmurun sadece Hazret-i Enes’in büyük bahçesine yağdığını gördü.

Namazı Yaşayanlar/Said Demirtaş/Nesil Yayınları

Namazdayken konuşulanları duymazdı

Namazdayken konuşulanları duymazdı

Sahabelerin büyüklerinden olan Abdullah bin Mes’ud (r.a.), namaz kılacağı zaman “dürülmüş elbise” gibi olurdu. Allah huzuruna çıkacağı için duyduğu heyecan ve saygıdan iki büklüm olduğunu görenler şaşırırdı...
Ancak o, namazda iken çevresiyle irtibatını keser, hatta evdekilerin konuştuklarını bile duymazdı. Bazen namaz kılacağı zaman, evdekiler:
– Susun, ses çıkarmayın, Abdullah namaz kılacak, derlerdi.
Ancak o, kendinden gayet emin, namazdaki huşûunu hiçbir şeyin bozamayacağını bildiği için şu cevabı verirdi:
– İstediğinizi konuşun... Ben namazdayken sizin konuştuk­larınızı duymuyorum.

Namazı Yaşayanlar/Said Demirtaş/Nesil Yayınları

Namaz hidayetine sebep oldu

Namaz hidayetine sebep oldu

Peygamber Efendimizin (a.s.m.) amcasının oğlu olan Hz. Ali (r.a.), “Allah’ın Aslanı” lâkabıyla da anılırdı. Hz. Ali’nin annesi, Peygamber Efendimize kendi çocuğu gibi bakan Fatıma binti Esed’dir. Hz. Ali, Müslümanlığı kabul eden ilk çocuktur.
Bir gün Peygamber Efendimiz ve eşi Hz. Hatice’yi namaz kılarken gördü. Onları hayran hayran izledi. Şimdiye kadar hiç böyle bir şey görmemişti. Namaz bitince:

– Bu yaptığınız nedir, diye sordu. Peygamber Efendimiz (a.s.m.):

– Ey Ali, bu Allah’ın seçtiği, beğendiği dindir. Seni bir o­lan Allah’a iman etmeye çağırıyorum. İnsana fayda ve zararı do­kunmayan putlara tapmaktan sakındırıyorum, buyurdu. Bir an için duraklayan Hz. Ali:

– Bu, benim bu zamana kadar duyup işitmediğim bir şey. Babamın iznini almadan bir şey yapamam, diye konuştu.

O gün kimseye bu meseleyi açmadı. Geceyi düşünerek geçirdi. Şafak aydınlığıyla birlikte kalbine bir ışık doğdu.

Doğruca Resulullah’ın (a.s.m.) huzuruna vardı, şöyle konuştu:

– Allah beni yaratırken babam Ebu Talib’e sormadı. Ben neden Allah’a iman edip ibadet etmek için gidip ona danışıp iznini alayım?

Böylece ilk Müslüman çocuk olma şerefini aldı.

Namazı Yaşayanar/Said Demirtaş/Nesil Yayınları

O'na Secde Yakışıyor - Timaş Yayınları

O'na Secde Yakışıyor - Timaş Yayınları

Ahmed Günbay Yıldız

Yaşadığı sıkıntılardan dolayı isyana düşebilme ihtimali olan bir gencin, kendini saptırmaya çalışan şeytanî seslere karşı verdiği mücadeleyi ve yaşadığı olayların birer imtihan vesilesi olduğunu idrak edip, manevi hayatına yön veriş süreci anlatılıyor…

Namaz ve Karakter Gelişimi - İnsan Yayınları

Namaz ve Karakter Gelişimi - İnsan Yayınları

Esma Sayın Ekerim


Bireye kendi davranış ve dürtülerini kontrol etme imkânı veren namaz, kul ile Allah arasında bir bağ ve buluşmadır. Namaz kalbin kuvvet aldığı, ruhun Allah'a bağlılığını hissettiği, nefsin dünya hayatının değerlerinden daha üstün değerler bulduğu bir rabıtadır. İslâm inanışında namaz, bir itaat davranışıdır. İtaat ve ibadetin amacı ise sevaptan ziyade Allah'ın sevgi ve yakınlığını kazanmaktır.

Bu bağlamda ibadetten ve bir anlamda ibadetlerin özü ve sentezi olan namazdan amaç ihlâstır. Yani kişinin samimiyet, taat, sevgi ve minnet duygularını Allah'a yöneltmesidir. Kur'an-ı Kerim'de, müminlere, gündüzün başında ve sonunda, bir de gecenin erken saatlerinde namazı dosdoğru kılıp devamlı olmaları emredilerek, bu ayetin nüzul gerekçesi kabul edilebilecek bir ifade ile, "çünkü iyi eylemler kötü eylemleri giderir" denilmektedir.

Yani namazın, hata ve günahların olumsuz etkilerini silerek, bireyi olumlu eylemlere yönlendireceği vurgulanmaktadır. Bu kitap, müminin miracı olarak kabul edilen namaz ibadetini birçok açıdan ele alarak, namazın, ahlâkî yapının oluşumundaki etkisini ayrıntılı bir şekilde izah etmektedir.

SİZ DE NAMAZ GÖNÜLLÜSÜ OLABİLİRSİNİZ!

SİZ DE NAMAZ GÖNÜLLÜSÜ OLABİLİRSİNİZ!

“Namaz Gönüllüleri Platformu” tarafından başlatılan “Namazla Diriliş Seferberliği”ne siz de katılabilirsiniz.

Zaten, Rabbimizin en çok önemsediği ibadet olan namazla ilgili faaliyetler ne bizimle başladı, ne de bizimle son bulacak...

Namaz hizmeti, namaza duyarlı kişi ve kuruluşlarca yıllardır büyük bir ihlâs, samimiyet ve fedakârlıkla yapılıyor, yapılmaya da devam edecek...

Namaz Resimleri










Namazda cep telefonu çalarsa ne yapmalıyız?

Diyanet İşleri Başkanlığı DİYK Üyesi Prof. Dr.
Yeprem, namaz esnasında çalan cep telefonlarının ibadet mantığına aykırı olduğunu belirtti. Peki namazda cep telefonunuz çalar ise ne yapmalı?


Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Saim Yeprem, namaz esnasında çalan cep telefonlarının ibadet mantığına aykırı olduğunu belirterek ''Allah karşısında, sırf Allah'a ibadet etmek için konsantre olan kişilerin namaz dışı herhangi bir şeyle hem bedenen hem de fikren meşgul olmaması gerekir'' dedi.

AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Yeprem, camiye girerken cep telefonlarının kapatılması gerektiğini söyledi. ''Hastanelere ve kutsal mekanlara silahla girilmemesi gerektiği gibi camiye de cep telefonlarıyla girilmemesi gerekir'' diyen Yeprem, kişinin camiye girerken amacının sadece ibadet olması, ibadet dışındaki beklentilerini de dışarda bırakması gerektiğini dile getirdi. İnsanların unutmaları dışında, bilerek ve bir telefon bekledikleri için camiye girerken telefonlarını açık bıraktıklarını ifade eden Yeprem, cep telefonu çalan kişinin, hem kendisinin hem de çevresindekilerin ibadet huzurunu bozacağını belirtti.

Hazreti Muhammed'in, ''soğan, sarımsak yiyenler mescide gelmesin'' dediğini hatırlatan Yeprem, ''Bu tam da kıyaslanabilecek bir durum. Soğan, sarımsak yiyenler yanındakilerini rahatsız ederler. Cep telefonları da aynı şekilde. Hele bazen oyun havaları gibi melodiler çalıyor ki insanın tamamen konsantrasyonu bozuluyor. Bütün bunlar başkasının hakkına saygısızlık etmek demektir. Zaruri haller olmadıkça camilere telefonların kapatılarak girilmesi gerekir'' dedi.

NAMAZI BOZAN HALLER

Namazı bozan haller konusunda Kur'an ve hadislerle belirtilenlerin dışında İslam alimlerinin içtihatlarına dayalı görüşler de bulunduğunu belirten Yeprem, kişinin dışarıdan bakıldığında namaz kılıyor gibi gözükmemesinin namazın bozulmasına neden olduğunu söyledi. Yeprem, İslam alimlerinin konuyu çok iş (amel-i kesir) ve az iş (amel-i kalil) şeklinde ikiye ayırdıklarını anlatarak ''buna göre namaza duran kişinin gözlüğünü silmesi, saatini ayarlaması gibi namaz içindeki davranışlarının namaz kılmıyor hissi uyandırması namazı bozar. Ancak bir de az iş denilen küçük davranışlar vardır. Bunlara amel-i kalil deniyor. 'Amel-i kalil' de namaz esnasında zaman harcamadan, çok kısa bir sürede, zaruret halinde yapılan bir iş demek. Yani namaz kılma pozisyonunu bozmayan, dikkati dağıtmayan, dışardan görüldüğü zaman da 'bu adam namaz kılmıyor' dedirtecek kadar abartılı olmayan hareketlerdir bunlar'' diye konuştu. Zorunlu hallerde telefonlarını açık bırakanların namaz esnasında çalan telefonlarını tek elle, fazla hareket etmeden kapatabileceklerini kaydeden Yeprem, bu durumun namazı bozmayacağını söyledi.

''SON ZAMANLARDA BİR BİLİNÇLENME YAŞANIYOR'' Konuyla ilgili görüşlerini belirten Erzurum Müftüsü Ahmet Arslantürk de cemaatin camiye girerken, giriş kapıları ve duvarlarda asılı bulunan uyarıları dikkate alıp cep telefonlarını kapattığını, bu anlamda son zamanlarda bir bilinçlenme yaşandığını söyledi. Aslantürk, buna rağmen dalgınlıkla telefonunu kapatmayı unutan insanların olabildiğini belirterek, ''Namaz esnasında kapatılması unutulan ve o anda çalan telefonlardan ilginç melodiler duyuluyor. Telefon sahibi ise namaz bozulur endişesiyle telefonunu susturmuyor. Bazen namaz sonuna kadar sürebiliyor bu durum. Tabii camideki ahenk de bozuluyor, camideki cemaat hayli rahatsız oluyor. Halbuki, vatandaşımız telefonunu fazla hareket etmeden tek eliyle kapatabilir'' diye konuştu.

TELEFONLARIN SİNYALİNİ KESEN CİHAZLARA İZİN YOK Arslantürk, telefon sinyallerini kesen ''GSM sinyal kesici'' cihazlarının kullanımının ise yasal olmadığını kaydetti. Türk Telekom'un, sinyal karıştırıcı cihazların haberleşme hürriyetini kısıtladığı gerekçesiyle camilerden çıkarılmasını istediğini hatırlatan Arslantürk,''Pek çok camide sinyal kesiciler kaldırıldı. Şu anda sadece bir camimizde var. Cemaat, kendi parasıyla aldığı cihazı taktırmış. Yasal izin yok ama cemaatimiz de çıkarılmasını istemiyor. Bunun için de vatandaşı ikna etmeye çalışıyoruz'' dedi.

http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=270921

Dilek Sabancı: Zihnimdeki duruluğu namaza borçluyum


Dilek Sabancı: Zihnimdeki duruluğu namaza borçluyum

Dilek Sabancı, halkın gönlünde taht kuran işadamı Sakıp Sabancı'nın kızı. Rahmetli babası gibi hayır işlerine büyük önem veriyor.


İş hayatının yoğunluğuna rağmen, vaktinin büyük bölümünü engellilere ayırıyor. Dinî vecibelerini yerine getirmeye de azami dikkat gösteriyor. İlk kez 2003 yılında umreye giden Dilek Sabancı, Ramazan vesilesiyle geçtiğimiz günlerde yeniden Mekke'nin yolunu tuttu. "Tarifsiz hazlar yaşadım." dediği kutsal topraklarda, namaz düzenine hayran kalmış. İnsanların hayatını namaza göre programlaması, ezan okunduğu anda işlerini bırakıp camiye koşmaları kendisini derinden etkilemiş. Artık namazlarına daha çok dikkat ediyor, 'vaktim yok' bahanesini hayatından silmiş. "Zihinsel duruluğumu namaza borçluyum, insanın ruhu rahatlıyor." ifadesini kullanıyor. Oruç, hac ve zekat gibi ibadetleri de önemsiyor; ama namazı ayrı bir yere koyuyor: "Allah, bizim için her şeyi yaratmış; istediği, günlük bir saatimizi ayırmak. Namazın kazandırdıklarını anlatmaya kelimeler yetmez. Bunlar İslamiyet'in güzellikleri. Özellikle sabah namazını çok seviyorum."
Neden ikinci kez umreye gitme ihtiyacı hissettiniz?

İlk defa umreye 2003 yılında gitmiş ve çok etkilenmiştim. Kendi kendime 'bir daha gideceğim' diye söz verdim. Allah da nasip etti, bir kez daha oraları görme fırsatım oldu. İlkinde acemiydim. Bu kez daha bilinçliydim. Yanımda İzmir Karşıyaka Müftüsü Emin Arık ve eşi de vardı. Ziyaretim esnasında Mekke ve Medine'yi gezerken daha tecrübeli olduğumu hissettim. Üstelik yaptığım dualarda da hazırlıklıydım.

Ramazan ayında umreyi özellikle mi yaptınız?

İlk umremi de Ramazan ayında gerçekleştirmiştim. İkinci ziyaretimi de bilerek Ramazan ayında yaptım. Ramazan'da umre yapmanın daha sevap olduğunu biliyorum. Ramazan'da oraların ortamı çok farklı oluyor. Bu yüzden ziyaretimin bu mübarek ayda muhteşem geçtiği düşüncesindeyim.

Sizi dine bu kadar yönelten ne oldu?

Benim hayata bakış açım, bu dünyanın bir gün sona ereceği üzerine kurulu. Kur'an-ı Kerim'de de ifade edildiği gibi uhrevi bir hayat herkesin karşısına bir gün mutlaka çıkacak. İnsanoğlu, dünyada yaptıklarının karşılığını cennet veya cehennem olarak görecek. Ayrıca biz Müslümanlar inşallah eninde sonunda cennete gideceğiz. Bu yüzden Müslüman olduğuma daima şükrediyorum. Benim kavrayamadığım, bazı insanların ölümden sonraki hayata inanmamaları. Herkes mutlaka hesaba çekilecek.

İslamiyet'i daha iyi öğrenmek için neler yapıyorsunuz?

İstanbul Beykoz eski Müftüsü Emin Bey'le sıkı bir diyalog içerisindeyim. Kendisi son derece iyi bir insan. Ayrıca iki kez Kur'an-ı Kerim'in mealini okudum. Kur'an'ı daha çok anlamaya muhtaç olduğumuzu düşünüyorum. İnşallah şimdi Kur'an'ın tefsirini okumaya başlayacağım. Süleyman Ateş'in ve Muhammed Esad'ın eserlerini okumayı planlıyorum.

Kutsal topraklarda sizi etkileyen bir şey oldu mu?

Kutsal topraklarda dikkatimi çeken en önemli şey; Mekke-Medine'deki insanların hayatlarını namaza göre programlamalarıydı. Her iki seferdir dikkat ediyorum; oradaki Müslümanlar ezan okunduğu zaman işlerini güçlerini bırakıp namaza koşuyorlar. Kimse işini veya yoğun çalışmasını bahane etmiyor. Ben ibadet dendiği zaman, 'Hiç vaktim yok, çok yoğunum.' diyordum. Fakat oraları gördüğümde, bu şikâyetimden vazgeçtim. Onlar hayatlarını adeta namaza göre programlıyor. Çok da rahat ediyorlar. Bu durumlarına hayran oldum.

Namazın dinimizdeki yeri hakkında neler düşünüyorsunuz?

Oruç, hac, zekât gibi ibadetlerin kuşkusuz büyük amaçları var. Ancak bizim dinimizde namazın çok ayrı bir yeri bulunuyor. Örneğin durumunuz iyi değilse hacca veya umreye gitmeyebilirsiniz. Sağlık sorunlarınız varsa oruç tutmayabilirsiniz, malınız yoksa zekât vermeyebilirsiniz. Ancak namazı mutlaka kılmalısınız. Namaz, Allah'ın üzerinde hassasiyetle durduğu bir ibadettir. Çok hasta olsak bile başımızla namazımızı kılmamız gerekiyor. Allah, bizim için her şeyi yaratmış; bizden istediği günlük yaklaşık bir saatimizi namaza ayırmamız. Hem namaz sayesinde insanın ruhu çok rahatlıyor. Ben, zihinsel duruluğumu namaza borçluyum diyebilirim. Namazın kazandırdıklarını anlatmaya kelimeler yetmez. Ayrıca daha önce benim namazlarım çok uzun sürerdi. Çünkü ben namaz kıldıktan sonra uzun uzun dua edilmesi gerektiğini sandığım için çok vaktim giderdi. Şimdi öğrendim ki; namazın kendisi başlı başına bir duaymış, ayrıca dua etmek isteğe bağlıymış. Üstelik çok zor durumda kaldığımızda namazı cem etmek gibi dini bir kolaylığın olduğunu öğrendim. Bunlar İslamiyet'in güzellikleri. Benim için namazların içinde sabah namazının çok ayrı bir yeri var. Sabah namazını çok seviyorum.

Türkiye'de son yıllarda kurulan Ramazan çadırları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Tabii ki Ramazan'da yapılan bu tür etkinlikler çok güzel. Ancak duydum ki; çadırlardan durumu iyi olan insanlar da yemek alıyormuş. Bu durumu pek tasvip etmiyorum. Bakın sizinle umrede gördüklerimi paylaşayım: Orada mutlaka ihtiyaç sahibi yoksul insanlara iftar yardımı yapılır, yemekler verilir. Hatta Allah kabul eder inşallah, biz de bir iftar verdik. Oradaki görevliler beni kırmadılar, kısa sürede yaptığımız bir organizasyonla Mekke'de 400 yoksul insana iftar verme fırsatı yakaladık. Bu iftar beni çok mutlu etti. Hiç unutamam. Hele de gerçekten fakir ve yoksul insanların faydalanması çok sevindiriciydi.

Ramazan'a dair unutamadığınız bir anınız var mı?

Çocukluğumda yaşadığım Ramazanları kesinlikle unutamam. Başta anneannem, babam, annem ve tüm kardeşlerim Ramazan ayında iftar saatinde bir araya gelirdik. Bizim gibi büyük ve yoğun işleri olan bir ailede sürekli bir araya gelmek çok zordur. Aile büyüleri daima çalışır. Bu yüzden çocukken iftarda hep beraber olmamıza çok sevinirdim. Ayrıca çocukken oruç tutayım, tutmayayım mutlaka sahura kalkmaktan çok hoşlanırdım. Çünkü gecelerin ayrı bir hareketi oluyordu.

Başörtüsüyle ilgili yorumlarınızı alabilir miyim?

İleriki yıllarda başörtüsü takmayı düşünüyorum. Umreye giderken Suudi Arabistan Hava Yolları'ndaki bayanların taktığı başörtüsünü görünce çok hoşuma gitti. Saçlarının üstünde takkeye benzer fes gibi bir şey vardı. Onun üstüne de kıyafetinize uyum sağlayabilecek değişik renklerde takabileceğiniz ipekten bir tül bulunuyordu. Son derece hoştu ve gayet güzel görünüyordu. Eğer örtünürsem o tarzda bir şey olabilir.

ZAMAN

NAMAZ ALLAH'IN HÂKİMİYETİNİ ONAYLAMAKTIR

İslâm, yasalarını Allah’ın Kur’ân’la koyup evrensel kıldığı son Peygamberi Hz.Muhammed’le bildirdiği Hak Din’dir. Namaz, bu Yüce Din’de inanılması zarurî inanç esaslarına iman'dan sonra mümine yüklenen ilk ve de ana ibadet görev­idir.Pek çok defa tekrarladığı namazla ilgili emirlerinden gerekçe de içeren birinde Rabbimiz şöyle buyurur:

“Namazı gerektiği şekilde kılın.Zekâtı verin.Allah’ın (diğer)emirleri ve yasaklarına da sımsıkı sarılın. O, sizin Mevlânızdır. Sizin Mevlanız ne güzeldir.Sizin yardımcınız (Mevlânız) ne güzeldir.”

Namaz; Mevlâmız olan Allah'a bağlayan, İslâmî hayata hazırlayan, İslâm Düzeninin temel yasalarını teşkil eden Kur'ân'la rabıta kurduran ibâdettir.

Namaz; Allah sevgisi ve korkusu içerisinde yaşa­tan, ruhlara gı­da, elemli gönüllere şifa ve kalplere huzur olan, zaman ve mekan sınırları ötesinde yeni ve yüce bi âlemlere yönelten ibâdettir.

Namaz; imanın gerçek ölçüsü, dışa dönük fiili bel­gesidir. Terki zımnen hıyanet-i İslâmiyyedir. O Kılınması Âhiret saadetinin, kılınmaması Âhiret felâketinin temel sebebidir.

Özelliklerine değindiğimiz, mümin şahsiyetini oluşturan namaz ibâdetinin önemi ve faydalarını Pey­gamberimizin hadîsleriyle açıklamaya çalışacağız.

Allah'ın Peygamberi Hz. Muhammed A.S. şöyle bu­yuruyor:

«Dinde namaz vücutta baş gibidir.»

«Namaz yeryüzünde Allah'ın ilâhlığına hizmettir.»

«Namaz dinin ana sütunu, silâhlı savaş zirvesidir.»

«Namaz müminin Allah'a yaklaşmasıdır.»

«Namazı olmayan dinde, namaz kılmayan mümin­de hayır yoktur.» (1)

«İslâm’ın alâmeti namazdır. Kalbini namaz için ha­zırlayan ve onu vakitlerini gözeterek, farzları ve sünnet­lerine riayet ederek kılan kişi mümindir.»

«Namaza yapış. Zira namaz cihadın en faziletlisidir...»

«Özürsüz olarak farz namazları kılmayan kişinin diğer amelleri neticesiz kalır.»

«Kıyamet Günü'nde kulun ilk sorulacağı vazifesi namazıdır.

Namazı tam olanların diğer amelleri de olumlu olur. Namazı sağlam olmayanın diğer amelleri de zayıf­tır.»

«Bile bile açıkça namazı terkeden kişi (İslâm dai­resinin dışına çıkmış,) kâfir (ligin sınırları içine düş­müş) olur«Namaz kılmayan kişi kendisine gadaplı/öfkeli olduğu halde Allah'ın huzuruna çıkar.»

“Kişinin namazı kalbinin nurudur. Dileyen kalbini nurlandırsın.”

«Allah, namazıyla kendisine secde eden kulunun her secdesine mukabil bir günahını affeder, ona bir sevap verir ve nezdinde onu bir derece yükseltir.»

«Sizden biriniz namazını kıldığı yerden ayrılma­dıkça ve de konuşmadıkça melekler onun için (Allahım! onu affet, ona merhamet et.) diyerek duâ ederler.»

«Şartlarına ve kalp huzuruna riayet edilerek kılı­nan namaz bir nur şeklinde semaya yükselir. Gök kapıları ona açılır. Sonra da Allah'ın huzuruna yükselir de Allah katında sahibine şefaat eder.»

«Namaz kılanın üç hususiyeti vardır. Namaza dur­duğunda, gökten başı ortasına hayırlar saçılır. Ayak­larından gök yüzüne kadar melekler onu kuşatır. Bir melek de ona şu duyuruda bulunur:

— Eğer kul kendisine yönelerek yalvardığı Rabbini hakkiyle bilseydi namazdan çıkmazdı.»

«Kulun Allah'a en yakın olduğu an secde ettiği an­dır.»

«Allaha secde eden kişi kibirden uzak olur. Allah katında gafillerden yazılmaz.»

«Her kim iki rekat namaz kılar da dua ederse er geç Allah ona istediğini ihsan eder. Namaz vaktini bek­lediğiniz sürece hayrın içindesiniz.»

«Kul Allah'ın rızasını talep ederek namaz kılarsa, ağaçlardan yaprakların dökülüşü gibi günahları dökü­lür.»

«Her kim benim aldığım gibi güzelce abdestini alır. Sonra da öğle namazını kılarsa onun sabah ile öğle namazı arasındaki günahları affedilir.

İkindi namazını kıldığında öğle ile ikindi arasın­daki, akşam namazını kıldığında ikindi ile akşam na­mazı arasındaki, yatsıyı kıldığında akşamla yatsı arasındaki, sabahı kıldığında da yatsı ile sabah namazı arasındaki günahları affedilir.»

«Büyük günahlar işlenmedikçe Cumalar iki cuma arasındaki (kul hakları dışındaki) günahlara kefarettir.»

«Abdestini güzelce alan sonra da namazda ne oku­duğunun şuurunda olarak namazını dosdoğru kılan her bir mümin anasından doğduğu gün gibi tertemiz ola­rak namazdan çıkar.»

«Sizden birinizin evi önünde bir nehir olsa bu ne­hirde günde beş defa yıkansa onda kirden eser kalır mı? İşte beş vakit namaz kılmak da beş defa nehre girip yı­kanmak gibidir. Allah bu namazlarla günahları giderir.»

«Her vakit namazda bir melek şöyle ilân eder. Ey Âdemoğlu! Nefisleriniz aleyhine yaktığınız ateşe gidin, onu namazla söndürün.»

«Farz olduğunu bildiği namazı bile bile terkeden kişinin adı Cehennem kapısı üzerinde (asılı bulunan cehennemlikler listesine) yazılır.»

«Bile bile namazı kılmayan kişiden Allah'ın ve Pey­gamberin zimmeti kalkar. Cehennemin ateşi Ademoğlunu yakar. Ancak Al­lah, secde organını yakmayı Cehennem'e yasaklamıştır. Namazlar Cennetin anahtarlarıdır.»

«Allah, beş vakit namazı kullarına farz laldı. Her kim önemsemezlik etmez de namazlarını şartlarına ria­yet ederek kılarsa Allah'ın, o kulunu Cennete koyma sözü vardır. Namaz kılmayan mümin kişiye ise, (hayır­ları ne olursa olsun) Allah'ın verilmiş teminatı yoktur. Dilerse onu cezalandırır, dilerse Cennet'ine koyar.»



Müminler!

Sunduğumuz namazla ilgili hadîs demetini Mûslim'in Kâ'b El-Eslemi'den rivayet ettiği bir hadîsle bağ­layalım.

Adı geçen Sahâbî şöyle anlatıyor:

Bir yolculuk sırasında Hz. Peygamberle birlikte ge­celedim. (Hizmetinde bulundum); Abdest suyunu, sec­cadesini getirdim. Diğer ihtiyaçlarım karşıladım.

Aramızda şu konuşma geçti:

— Ne arzu ediyorsun, iste.

— (Ya Resûlellah!) Senden Cennet'te seninle be­raber olmayı arzu ediyorum.

— Bundan başka bir şeyi değil de (gerçekten yal­nız bunu mu istiyorsun?)

— Evet, isteğim budur. Yalnız bunu istiyorum.

— O halde, pek çok namaz kılarak nefsin için ba­na yardımcı ol. (2)

Namazın dinimizdeki önemi ve faziletleri ile ilgili bazı hadîsleri sunduk. Ancak namazın asıl yüce­liği Allah’tan gelen ve O’na dönecek olan insana açtığı vuslat(kavuşma) kapısıdır. Zira bütün güzelliklerin ve mutlulukların ha­likı olan Allah, saadetin kemalini kendi sevgisi ve güzelliğine kavuşmaya bağlamış ve namazı da vuslata erme aracı kılmıştır.

Bu sebeple de biz kullarına şöyle buyurmuştur:

“ Ey İman edenler!Sabır göstererek ve namaz kılarak yardım isteyin. Hiç şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir. » (3)

Rabbimiz namazla yardım istememizi emrettiği gibi Hz.İbrahim peygamberin diliyle bizim ve çocuklarımızın namaz kılanlardan olabilmesi için dua etmememiz gerektiğini de öğretmiştir.(4) ilgili bu Cuma Mesajımızı İslâm'ı gerçek güzelliği içinde kavrayan Hz. Ömer'in Halife-i Müslimîn olarak görevlilere gönderdiği genelgeden bir pasaj­la bitiriyorum:

« Katımdaki en önemli tarafınız namazınızdır. Her kim namazına önem vererek ve de devamlı olarak kı­larsa o dinini korumuş olur. Namazını korumayan kişi namazdan başka hiç bir İslâmî esası da koruyamaz.»*





——————

1) El-Menhelûl-Azbûl-Mevrud, Şerh-ü Sünen'ü Ebû Davud, Bab-u Tehzîbil Kur'ân.

2)Et-Tac, 1/136.

3)Bakara 153.

4)İbrahim 40

(*) Diğer bütün hadisler, Müsnedû Ahmet ibn-ü Hanbel'in ke­narında matbu Müntahab'ü Kenzül Ummal'in Kitabüs-Salât'ından derlenerek tercüme edilmiştir.

onay