30 Ekim 2011 Pazar

Esmaül Hüsna Anlamları

Esmaül Hüsna Anlamı


esma ül hüsna nedir


esma ül hüsna arapça yazılışları


esma ül hüsna isimleri


esmaül hüsna resimli anlamları


esmaül hüsna ve sırları


esmaül hüsna türkçe


esmaül hüsna faziletleri


esmaül hüsna video


Hüsna Esmaül Anlam

Allah'ın sıfatları nelerdir?

Allah'ın cc sıfatları nelerdir?


Allah ın zati ve subuti sıfatları ve anlamları


Allah'ın sıfatları hangileridir hakkında bilgiler kısa.


Yüce Allahın zati sıfatları


Allah'ın subuti sıfatları ve bütün sıfatları


İlâhî sıfatlar, zatî ve sübutî olmak üzere iki gruba ayrılıyor. Zatî sıfatlar : 1- Vücut (Varlık), 2- Kıdem (Ezeliyet, evveli olmama), 3- Beka (Ebediyet, ahiri olmama), 4- Vahdaniyet (Bir olma, şeriki bulunmama), 5- Kıyam binefsihî (Varlığının devamının zatından olması-başkasın yardımıyla olmaması ), 6- Muhalefetün-lil-havâdis ( Zatının mahlukatın zatlarına ve sıfatlarında mahluk sıfatlarına benzememesi) Sübutî sıfatlar: 1- Hayat 2- İlim 3- İrade 4- Kudret 5- Sem (işitme) 6- Basar (görme) 7- Kelâm 8- Tekvin (Yaratma, var etme.) Tekvin sıfatı Maturudî mezhebine göredir. Diğer İtikat imamımız İmam Eş'arî, bu sıfatı müstakil bir sıfat olarak düşünmez. Böylece bu mezhepte Sübutî sıfatlar yedi tane olmuş olur. Bazı İslâmî kaynaklarda ilâhî isimlerden de sıfat diye söz edildiği görülür. Meselâ, Kerim Allah'ın bir ismidir. Aynı zamanda Allah'ı kerem sahibi olarak vasıflandırması cihetiyle de sıfat vazifesi görür. Kerim Allah, dediğimiz zaman Kerim ismini sıfat makamında kullanmış oluruz. Yine bu kaynaklarda Cenâbı Hakk'ın sıfatları üç grupta mütalâa edilir: 1- Zâtî sıfatlar (Bunlar sübutî ve selbî olarak iki kısma ayrılırlar) 2- Fiilî sıfatlar. 3- Manevî sıfatlar. Allah'ın bütün güzel isimleri bu sıfatlardan birine dayanır. Meselâ, Âlim ismi sıfat-ı sübutiyeden "ilim" sıfatına, Kadîr ismi "kudret" sıfatına, Mütekellim ismi kelâm sıfatına dayanır. Keza, Evvel ismi, zatî sıfatlardan kıdem sıfatına, Âhir ismi, bekâ sıfatına dayanır. İlâhî isimlerden çoğu fiilî sıfatlara dayanmaktadır. Hâlik ismi, yaratma fiiline; Muhyi ismi ihya (hayatlandırma) fiiline; Musavvir ismi "tasvir", yâni sûret verme fiiline; Mümit ismi, imate (ölümü verme) fiiline dayanır. Bazı isimler de manevî sıfatlara istinat ederler. Hakîm ismi Cenâbı Hakk'ın hikmet sahibi olması sıfatına; Kebir ismi, kibriya sahibi olma vasfına; Cemil ismi, cemal sahibi olmasına dayanır. Yazının


Allah'ın sıfatları nelerdir

Kurban kimlere vaciptir

Kurban kimlere vaciptir kim kurban kesmeli ya da kesmemeli. Kimler kurban kesmeli ya da kesmemeli.


(Kurban bayramındaki) kurbanı kim keser. Ailede sadece erkeğin kesmesi yeterlimi yoksa ailede her bireye kesilirmi. Sorumlulukları ve yapacakları dikkat etmesi gereken hususları anlatabilirmisiniz.


Hanefi'de servet kiminse kurban borcu da onun olduğundan, aile içinde kimin şahsına ait parası varsa onun kurban kesmesi gerekir. Bu ister erkek ister kadın olsun. şayet bir ailede hem kadının hem de erkeğin ayrı ayrı sermayeleri varsa, dinen zengin sayılan kişi kurban kesmelidir. Her ikisi de zengin ise, ikisi de kurban kesmelidir.


Kurban kesmek dinen zengin sayılan Müslümanlara vaciptir. Kurbanda zenginliğin ölçüsü ise şöyledir:


Zaruri ihtiyaçlarından fazla olarak elinde 85 gram altın veya 595 gram gümüş yahut bunların değerinde para ve mal bulunan kimse zengindir.


Zekâtta olduğu gibi kurban nisabı üzerinden bir sene gibi bir müddetin geçmesi şart değildir. Ayırca koyun, keçi ve sığır gibi otlayan hayvanlar ve ticaret malları nisap miktarında hesaba dahil edilir. Bu malların çoğalan ve artan cinsten olması da şart değildir. Meselha yirmi tane koyunu olan bir kişinin koyunlarının toplam tutarı altın ve gümüşteki nisap miktarını buluyorsa, bu insan zengin demektir. Yine elinde nisap miktarına ulaşan ticaret malı bulunan bir kimse de kurban hususunda zengin sayılır ve kurbanı keser.


Diğer taraftan oturduğu evden başka bir gayr-ı menkulu olan bir insan onun kira geliriyle aylık ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra elinde nisap miktarına ulaşan bir meblağ mevcut olursa ona da kurban kesmek vacip olur.


Bunun gibi, borçlu olan bir insan elindeki malını borcuna verdiği takdirde geriye nisap miktarı kadar bir meblağ kalabiliyorsa, buna da kurban kesmek icap eder. Hattha yazlık ve kışlık olarak iki takım elbisesinin dışında nisap miktarına ulaşabilecek başka elbiseleri olan kimse de bu hususta zengin sayılmaktadır. Bazı fıkıh kitaplarımızda şöyle bir hüküm de vardır:


Bir kimsenin kendi oturduğu evden başka bir evi olursa, onu ticaret veya kira için kullanmasa bile yine onun için kurban vacip demektir.


Kurban kesmesi vacip olan kimsenin Kurban Bayramından önce olduğu gibi, Kurban Bayramının 1., 2. ve 3. günleri içinde de nisap miktarına ulaşan bir mala sahip olması yeterlidir. Yâni, nisap miktarını tutan malın üzerinden bir yılın geçme şartı aranmaz. Meselâ Kurban Bayramının birinci günü ihtiyaçlarının dışında eline nisap miktarına ulaşan bir para geçen kimsenin kurban kesmesi vâciptir.


Zekâtta olduğu gibi, zarurî (aslî) ihtiyaçlar şunlardır:


Oturulan ev, evde kullanılan eşya, binek vasıtası, iş ve sanatta kullanılan malzeme ve âlet, kışlık ve yazlık elbise, bir aylık, başka bir görüşe göre bir senelik yiyecek ve içecek gibi erzak. İşte bunlardan fazla olarak elinde nisap miktarı kadar malı olan kimseye kurban kesmek vaciptir.


Ayrıca, "Kurbansız olur mu, kurban insanın sağlığına düşer" sözünün dinî bir dayanağı yoktur. Hattâ insan zengin olsa da sağlıklı olmayıp hasta veya sakat olsa bile yine kurban kesmesi vaciptir. Diğer yönden kurbanın şartları arasında hiçbir yerde "sağlık" aranmaz. Yalnız kurban kesecek kimse, şu niyette bulunabilir:


"Ya Rabbi, aslında bize ihsan ettiğin bu kadar nimetin karşılığında kendimi sana kurban etmem gerekirdi, yalnız Sen insan kurban edilmesini haram kıldın. Benim yerime bu hayvanı kesiyorum."


Bu sözler kişinin hâlis niyetini ve ihlâsını gösterir.


Borç para alınarak kurban kesilmez. Şayet insan Kurban Bayramı günlerinde kurban kesebilecek bir zenginliğe ulaşırsa, ancak o zaman kurban kesmesi vacip olur.


"Mahalleden, komşulardan ayıp oluyor" diye borca girip kurban kesmek de doğru değildir. Çünkü Cenab-ı Hak, kula takatının üstünde bir mükellefiyet yüklemez.Böyle bir düşünce ihlâsı da zedeler. Çünkü bu takdirde başkaları görsünler, onlara karşı ayıp olmasın diye kurban kesilmektedir ki, kulluk şuuruna aykırı düşer.


Fakat, zengin olmamakla beraber kurbanlık bir hayvan alacak kadar parası olan kimse kurbanı alır, keser, etini de çoluk çocuğuyla birlikte yer. Bununla yine sevaba girer.


Mehmed Paksu İbadet Hayatımız-1


Kurban kimlere vaciptir

29 Ekim 2011 Cumartesi

43 Things Tags:

Kurban kesmenin hükmü nedir?

Kurban kesmenin hükmü nedir?

Kurban kesmenin hükmünü açıklar mısınız?

Cevap: Memeketinde mukim, hür, nisap derecesinde bir mala sahip bulunan bir Müslümanın kurban kesmesi vacibtir. 2 - İbni Nüceym Fetvalarından: “Zeydin, kurbanının derisini satıp bedeli ile kendisi veya hizmetçisi için faydalanması caiz olmaz” (h.Ec. 2/161) Açıklama: Bu yasaklama, deri parasından faydalanma hususundadır. Fakat onun ile çanak vesaire gibi demirbaş bir şey almasına müsaade verilmiştir. 3 - İbni Nüceym Fetvalarından: “Zeyd, kurbanının derisini evinde kullanarak faydalansa caiz olur” (H.Ec. 2/161) Açıklama: Deriyi tabaklayıp yaygı veya seccade olarak kullanmakta hiçbir kerahet yoktur. Engelleyici hükümler, derinin satılıp parasını harcamak istikametindedir.

Kurban kesmenin hükmü nedir

23 Ekim 2011 Pazar

İşte Kurbanlık Fiyatları 2011

İşte Kurbanlık Fiyatları 2011 kurbanlık fiyatları Bu yıl kurbanlık kaç para 2011 yılı küçükbaş ve büyük baş kurbanlık fiyatları ne kadar. Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB), bazı illerdeki tahmini üretici kurbanlık hayvan satışfiyatlarını açıkladı. TZOB'dan yapılan açıklamaya göre kurbanlıkfiyatları, geçen yılla karşılaştırıldığında aynı veya daha düşük düzeyde olacak. Açıklamada görüşlerine yer verilen TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, kurbanlık satışlarınınillere ve bölgelere göre farklılık gösterdiğini, bazı yerlerde canlı kilo ve et fiyatı üzerinden, bazı yerlerde ise canlı hayvan üzerinden pazarlık yöntemiyle satış yapıldığını bildirdi. Birlik teknik müşavirlerinin iller bazlı yaptığı araştırmalara dayanan fiyatların, üreticinin kurban öncesi ahırında belirlenen fiyatlar olduğunu, ancak bayramda oluşacak fiyatlara referans kabul edilebileceğini belirten Bayraktar, şunları kaydetti: ''Bu yılki kurbanlık fiyatlarının, büyükbaşta illere ve canlı ağırlığa göre farklılaşmakla birlikte, hayvan başına 2 bin ile 9 bin lira arasında, küçükbaşta ise 400 ile bin 500 lira arasında değişeceği, canlı ağırlık fiyatının da büyükbaş hayvanlarda kilogram başına 8-13 lira, küçükbaşta ise yine kilogram başına 10-17 lira civarında olacağı tahmin edilmektedir. Fiyatların iller bazında bu bayramda genel olarak geçen yıla yakın ya da daha düşük seyredeceği görülmektedir. Üreticilerimiz bu yıl ellerinde yeterince hayvan olduğunu, halkımızın 'hayvan bulamayacağız' diye endişelenmesine gerek olmadığını belirtmektedirler. Yaptığımız görüşmelerden çıkan sonuçlar, üreticilerimizin bu yıl da geçen yıl olduğu gibi satışlardan umutlu olduğunu göstermektedir.'' Kurbanlık hayvan fiyatlarının yanında, bu fiyatlara etki edecek nakliye bedellerinde yüzde 20 civarında bir artış belirlediklerini aktaran Bayraktar, yem ve yem hammaddesi fiyatlarında da yüzde 13 ile yüzde 26 seviyeleri arasında bir yükselmenin olduğunu ifade etti. Bayraktar, bu artışların; geçen yıla göre aynı kalan fiyatlar dikkate alındığında, besicinin gelirlerinde düşüş anlamını taşıdığını sözlerine ekledi. Kurbanlık Fiyatları

11 Ekim 2011 Salı

Hacda kurban kesmek gerekli midir?

Hacda kurban kesmek gerekli midir? Bu kurbanı Türkiye'de bir yakınımıza kestirebilir miyiz? Değerli kardeşimiz; Yolcu (seferi olan mümin mükellef) bir yerde konakladığında, bu konaklama mesela Hanefî mezhebine göre onbeş gün ve daha fazla olacaksa namazları tam kılar (kasr yapmaz); ama bu kişi yolcu olmaktan çıkmaz, ülkesine dönünceye kadar kurban gibi konularda yine seferidir. Kurban kesmesi vacib değildir. Temettu Haccı (Aynı hac mevsiminde, önce umre yapıp ihramdan çıktıktan sonra hac için tekrar ihrama girilerek yapılan hac) ile Kırân Haccı (Bir niyetle hac ve umre için ihrama girilerek yapılan hac)'nda harem bölgesinde (Kâbe ve civarı) şükür kurbanı (hac kurbanı, hedy) kesilmesi haccın vaciplerindendir (Bakara, 2/196). Bu nedenle hac ibadetinin tamamlayıcı bir unsuru olan hac kurbanının harem bölgesi dışında kesilmesi caiz değildir. Bu konuda İslam bilginleri arasında herhangi bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Bugün kurban etleri, kurban organizasyonunu yürüten İslam Kalkınma Bankası tarafından fakir ülkelere ulaştırılmaktadır. Hac ibadetini yapan kişilerin udhiye (kurban bayramında kestiğimiz kurbanı) kesmeleri vacip değildir. Ancak bu kişiler, dilerlerse, hac kurbanı dışında, Bayram münasebetiyle nafile olarak kurban kesmek istemeleri halinde, bunu vekâlet yoluyla Türkiye''de kestirmeleri daha uygun olur. Selam ve dua ile... Sorularla İslamiyet Hacda kurban kesmek gerekli midir?

Ömer Muhtar kimdir ?

Ömer Muhtar kimdir ? Hayatı hakkında bilgiler, İslam Tarihinde önemi nedir? ÖMER el-MUHTAR Ömer b. Muhtar b. Ömer b. Ferhat (1862-1931). Libya bağımsızlık hareketinin önderlerinden. Berka'nın Defne bölgesindeki Butnân'da doğdu. Libya'daki en büyük Arap kabileleri arasında sayılan Menife'ye mensup Gays ailesindendir. İlk eğitimini babasından aldı. Ardından tahsil için kardeşi Muhammed ile birlikte Senûsîler'in Zenzûr Zaviyesi şeyhi Seyyid Hüseyin el-Garyânî eş-Şemsî'nin yanına gönderildi; babasının ölümü üzerine de onun himayesine girdi. Eğitimini burada tamamladı. Ömer el-Muhtâr, 1912'de Osmanlılar'ın Uşi (Ouchy / Lozan) Antlaşması sonucunda kuvvetlerini buradan çekmesinin ardından geride kalan askerleri Mısır'a götürmek isteyen Aziz el-Mısrî ile ona engel olmak isteyen Ahmed Şerif es-Senûsî'nin adamları arasında çıkan çatışma sonrasında Ahmed Şerif es-Senûsî tarafından ara buluculukla görevlendirildiği gibi Berka bölgesinin kumandasını da üstlendi. I. Dünya Savaşı'nın başlaması üzerine Osmanlı Harbiye Nezâreti Teşkîlât-ı Mahsûsa vasıtasıyla buraya bazı subaylarını gönderdiğinde, İcdâbiye'de Şeyh İbrahim el-Misrâtî ile birlikte Osmanlılar'ın Afrika grup komutanı sıfatıyla faaliyette bulunan Enver Paşa'nın kardeşi Nuri Paşa ile görüşmek için Butnân'a gitti. Bu arada Ahmed Şerif es-Senûsî'nin İstanbul'a götürülmesinin (1917) ardından Osmanlı Devleti İdrîs es-Senûsî'yi onun halefi olarak kabul etmişti. İdrîs es-Senûsî'nin (I. İdrîs I genel vekili sıfatıyla direniş hareketinin kumandanlığına getirilen Ömer el-Muhtâr, Cebelülahdar'a geldiği yıllardan itibaren başta Enver Paşa olmak üzere Türk subaylarından aldığı bilgiler ışığında emrine verilen gönüllüleri sayıları 100 ile 300 arasında değişen birliklere ayırdı. Kabileleri de üç ayrı bölgede teşkilâtlandırarak her biri için kaymakam ve kadı görevlendirdi, bunların tamamını kendine bağladı. Yine Enver Paşa'nın Trablusgarp savaşı yıllarında askerî eğitim almaları için İstanbul'a gönderdiği, burada yetiştikten sonra geri dönerek direnişe katılan yerli subaylar da onun yanında yer aldı. İdrîs es-Senûsî bazı ileri gelen şeyhler ve kabile reisleriyle birlikte tedavi gerekçesiyle 1922'de Mısır'a gitmiş ve yerine kardeşi Muhammed Rızâ es-Senûsî'yi vekil bırakmıştı. 27 Şubat 1923'te Ömer el-Muhtâr son gelişmeleri görüşmek üzere bir heyetle birlikte Mısır'a gitti. Arap ve İslâm dünyasına yardım çağrısında bulundu. İdrîs es-Senûsî, Mısır'da güven içinde hayatını sürdürmesi karşılığında bu ülkenin İtalya ile anlaştığını ileri sürerek kendisinden talep edilen yardım konusunda herhangi bir şey yapamayacağını söyledi. Bu arada Ömer el-Muhtâr'ın Mısır'a geçtiğini öğrenen İtalyanlar buraya bir heyet gönderip cihaddan vazgeçmesini ve Mısır'da yaşamasını, Berka'ya döndüğü takdirde kendisine bir köşk tahsis edilerek maaş bağlanacağını bildirdiler. Bu teklifleri reddeden Ömer el-Muhtâr dönüşü esnasında Ebyârülgubâ'da İtalyanların saldırısına uğradıysa da kurtulmayı başardı (23 Nisan 1923). Haziran ayında İtalyanlar'la Senûsîler arasında Ömer el-Muhtâr'ın da katıldığı büyük bir çarpışma meydana geldi. İdrîs es-Senûsî'nin kendisine hiçbir ümit vermemesi üzerine Ömer el-Muhtâr, heyette yer alan Yûsuf Ebû Rahîl el-Mismârî ve Ali Hâmid el-Ubeydî ile birlikte Ahmed Şerif es-Senûsî'ye 20 Şubat 1924 tarihinde bir mektup gönderdi. İtalyanlar'ın daha önce İdrîs es-Senûsî ile imzaladıkları anlaşmaları iptal ettiklerini, Trablusgarp halkının başsız bırakıldığını, askerî bir düzeni olmayan birliklerle Cebelülahdar'da cihada devam edeceklerini bildirdi: kendilerine para. silâh ve erzak göndermesini talep etti. Bu arada bütün bölgeleri gezerek Berka, Trablus ve Fizan'daki direnişleri tek bir idare altında toplamaya çalıştı. Libya'da henüz işgal edilmeyen şehirlerin bir an önce ele geçirilmesi için sabırsızlanan Mussolini 1925'te Emilio de Bono'yu Trablusgarp sömürge valiliğine tayin etti. Ömer el-Muhtâr'a destek sağlayan Cağbûb, Ûclâ, Câlû, Fizan ve Kufra gibi yerlerin Cebelülahdar ile irtibatlarının kesilmesine karar verildi. Ahmed Şerif es-Senûsî'nin kardeşi Seyyid Safıyyüddin'in idareci olarak bulunduğu Cağbûb'u İdrîs es-Senûsî'den aldığı emir üzerine direnmeksizin 9 Şubat 1929'da İtalyanlar'a teslim etmesi Ömer el-Muhtâr'ı büyük bir destekten mahrum bıraktı. Ömer el-Muhtâr kumandasındaki kuvvetler İtalyanlar'a karşı vurkaç taktiği uygulamaya başladılar. İtalyan işgal ordusu ile direnişçiler arasında çarpışmalar hızlandı. Bunlardan ilki Rahîbe'de meydana geldi ve burada çok sayıda İtalyan askeri esir alındı. İkincisi Akiretü'l-Matmûra'da oldu. Ömer el-Muhtâr önemli adamlarından bir kısmını bu çarpışmada kaybederken İtalyanlar'a da büyük kayıplar verdirdi. 22 Nisan 1927'de Derne'de Ömer el-Muhtâr'ın İtalyan ordusunun yedinci taburuna büyük zayiat verdirmesinin ardından İtalyan işgalindeki bölgelerde mevcut Senûsî zaviyeleri ve camiler kapatılıp şeyhler tutuklandı. Bingazi işgal edildiği halde buranın çevresindeki Berka bölgesi direnişin merkezine dönüştüğü için İtalya 1928'de burayı topyekün işgale karar verdi. Berka bölgesine 1923-1929 yıllan arasında Bongiovanni, Mombelli. Teruzi ve Sicilliani vali tayin edilmiş, ancak bunlar Ömer el-Muhtâr karşısında başarısız kalmıştı. 1929'da Trablusgarp ile Bingazi birleştirildi ve sömürge genel valiliğine Pietro Badoglio getirildi. Yeni vali yerli ahalinin direnişini her çareye başvurarak kırmaya kararlıydı. Muhammed Rızâ es-Senûsî ve Şârif el-Garyânî. İtalyanlar adına 6 Nisan 1929*da Ömer el-Muhtâr ile görüştüler ve direnişten vazgeçtiği takdirde Hicaz'a veya Mısır'a gidebileceğini, ayrıca kendisine para verileceğini söylediler. Bu teklifler reddedildiği gibi valinin bu yolda şahsî girişimleri bir sonuç vermedi. 10 Ocak 1930'da sömürge genel vali yardımcılığı ve Sirenayka valiliğine o güne kadar tayin edilenlerin en acımasızı olarak bilinen Rodolfo Graziani getirildi. Ömer el-Muhtâr kumandasındaki mücahidlerin Libya'dan ve dış dünyadan yardım almalarını önlemek için buranın Fizan, Kufra ve Mısır ile bağlarının koparılması kararlaştırıldı. Bu amaçla 15 Ocak 1930 tarihinde Cebelülahdar'daki direniş siperleri uçaklarla bombalanırken 24 Ocak günü Fizan'in merkez şehri Merzûk. 25 Şubat'ta ise buranın batısındaki Gât kasabası işgal edildi. 1928 yılı başında İtalya'ya sürgüne gönderilen Muhammed Rızâ serbest bırakılıp Bingazi'ye dönünce Ömer el-Muhtâr'a bir mektup yazarak İtalyanlar'a teslim olmasını istedi. Yine red cevabı alan İtalyanlar bu defa Rızâ tarafından Cebelülahdar ahalisine hitaben yazılan bir mektubu uçaklarla yerleşim yerlerine attılar. Bundan da bir sonuç alamayınca bölgenin kırsal kesimlerinde yaşayan bütün halkı kamplarda toplamaya başladılar. 23 Eylül 1930 tarihinde İtalyanlar'la yapılan Kerisse çarpışmasında Ömer el-Muhtâr'ın yakın adamlarından Fudayl b. Ömer ile birlikte kırk adamı şehid oldu. Trablusgarp direnişinin önemli bölgelerinden olan Kufra'nın merkezi Tâc köyü İtalyanlar'ın eline geçti (18 Ocak 1931). Direnişe en büyük destek Mısır'dan geldiği için Graziani Akdeniz sahilindeki Sellûm yakınında deniz kıyısından güneydeki Cağbûb'a kadar uzanan yaklaşık 270 kilometrelik bir mesafeyi 2 m. yüksekliğinde ve 3 m. genişliğinde dikenli tellerle kapattırdı. Böylece mücahidlerin yardım temin ettikleri tek yön de kesilmiş oldu. Bölgedeki yerli ahali önce Aynülgazâle kampına kapatıldı, dört ay sonra da 1934 yılına kadar kalacakları Akile, Makrûn, Suluk ve Berîka kamplarına doldurularak mücahidlerin yerlilerle irtibatı kesildi. Verimli arazilerin tamamı İtalya'dan buraya göç ettirilen ailelere verildi. Kamplarda bulunanların yarısı açlık ve hastalık yüzünden ölürken bazıları da mücahidlere bağlılıklarını devam ettirdikleri bahanesiyle idam edildi. Sadece Berîka kampında 1930-1932 yılları arasında 30.000 kişi öldü. Ömer el-Muhtâr yaşının ilerlediği gerekçesiyle Mısır'a gidip yerleşmesi yolundaki tavsiyelere karşılık mücadeleyi sürdürmeye kararlı olduğunu bildiriyordu. Bu azminden ötürü kendisine "çöl aslanı" unvanı verilmişti. Ancak 11 Eylül 1931 tarihinde adamlarıyla birlikte sahabeden Seyyid Râfi'in kabrini ziyarete gittiklerinde İtalyan çemberi içinde kaldılar. Ömer el-Muhtâr burada İtalyanlar'a esir düştü, yapılan mahkemede "İtalyan tebaası bir isyankâr" olarak yargılandı ve idama mahkûm edildi (15 Eylül 1931). Ertesi gün de Suluk kampında tutulan 20.000 civarındaki halkın önünde asılarak idam edildi. Afrika'daki Avrupa sömürgeciliğinin karşısında en önemli direniş hareketlerinden birini ortaya koyan Ömer el-Muhtâr, Berka halkının Senûsiyye içinde kendi rızalarını kazananlara verdiği "seyyid" unvanı ile ve "şeyhü'ş-şühedâ" olarak anıldı. Hayatı ve faaliyetleri pek çok araştırmaya konu oldu. (Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Ömer el-Muhtar Md. 34/77) Selam ve dua ile... Sorularla İslamiyet Ömer Muhtar kimdir ?

Kadın kurban kestirebilir mi?

Kadın kurban kestirebilir mi? Kadınlar kurban kesebilir mi kesmeli mi? Bir önceki soruya verdiğimiz cevaptan da anlaşılacağı üzere, Hanefilere göre kadının da kendi malı mülkü, altını ya da parası varsa onun da kurban kesmesi gerekir. Hatta kadın eve bakmakla yükümlü olmadığı için, onun temel ihtiyaçlarını karşılayacak parasının bulunması aranmaz. Çünkü onları zaten erkek karşılayacaktır. Öyleyse zengin olan kadın kurban keser, ya da vekalet vererek kestirir. Kadın kurban kestirebilir mi?

Ailede yeterli birikimi olan karı-kocadan ve çocuklardan her birinin kurban kesmesi gerekir mi?

Ailede yeterli birikimi olan karı-kocadan ve çocuklardan her birinin kurban kesmesi gerekir mi? Hanefiler, şahsi malı bulunan herkesi başlı başına bir mükellef sayarlar ve böyle olan birisi, ister kadın olsun ister erkek olsun kurban kesmelidir derler. Diğer mezhepler ise, her bir ferdin ne kadar parası bulunursa bulunsun, bir eve bir kurban yeter diye düşünürler. Ailede yeterli birikimi olan karı-kocadan ve çocuklardan her birinin kurban kesmesi gerekir mi?

Kimler kurban kesmelidir?

Kimler kurban kesmelidir? Kimler kurban kesmekle yükümlüdür Dinimize göre kurban kesmesi gereken kişiler Kısaca hali vakti yerinde olanlar, yani zenginler kurban keserler. Bunun ölçüsü ise temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra, kendisini zengin kılacak kadar malı mülkü bulunmaktır. Böyle olan malın mülkün üzerinden, zekatta olduğu gibi bir yıl geçmesi de gerekmez Kimler kurban kesmelidir?

Kurban ne için kesilir?

Kurban ne için kesilir? kurbanı neden kesilir kurban kesmenin manası Hac Suresi’nde Allah (cc): “Kurbanlarınızın etleri ya da kanları Allah’a ulaşmaz; ama sizin takvanız Allah’a ulaşır.” (22/37) buyuruyor. Buna göre, kurban kesmenin asıl amacının Allah’ın emrini yerine getirmek, böylece takvalı olduğunu göstermek olduğu anlaşılır. Bunun anlamı, Allah isterse en değerli malımızı dahi O’nun yoluna feda edebiliriz, demektir. Tıpkı Hz. İbrahim’in İsmail’i kurban etmeye karar vermesi gibi, gerekirse bizim de canımızı dahi kurban edebileceğimizi göstermektir. Bir bakıma da kurban malperestlik duygusunu kırmak, Allah’ın rızası karşısında her şeyimizden geçebileceğimizi göstermek anlamına gelir. Kurban ibadetinin asıl amacı Allah’ın rızasını kazanmak ve O’na yakınlaşmayı arzu etmektir. Kurban kesen, bu ibadetiyle Allah’a yaklaşmış ve O’nun hoşnutluğunu kazanmış olur. Kurban, aynı zamanda bir sosyal yardımlaşma ve dayanışma örneğidir. Kesilen kurbanlardan maddi olarak daha çok yoksullar yararlanır. Görüldüğü gibi bu ibadetin ruhunda Hakka yakınlık ve halka fedakârlıkta bulunma anlayışı vardır. Kurban; -fıkhi hükmü ne olursa olsun- Müslüman toplumların simgesi ve şiarı sayılan ibadetlerden biri olarak asırlardan beri dini hayatımızda önemli bir yer tutmaktadır. Kurban, bir Müslüman’ın bütün varlığını gerektiğinde Allah yolunda feda etmeye hazır olduğunun sembolik bir ifadesidir. İslam Dini; ferdi, ruhi-derûni hikmetlere ve insanî erdemlere ulaştırmayı öngörürken; toplumlar için, birleştirici ve bütünleştirici bazı emir ve uygulamalar da getirmiştir. İslam dininin bu üstün özelliği, zekât, hac ve kurban gibi sosyal boyutlu malî ibadetlerde, daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Bu ibadetler başlangıçtan bütün Müslüman toplumlarda, genel esasları ve özü hiç bir değişikliğe ve müdahaleye uğramadan devam etmiş ve yeni nesillere intikal ettirilmiştir. Kurban ne için kesilir?

Kurban kesmenin dini hükmü nedir?

Kevser Suresi’ndeki emrin bir başka manaya da gelme ihtimalinden ötürü, alimlerin çoğu kurbanın kesin bir farz olmadığı kanaatine varmışlardır. Hanefiler ise bu emrin, kesin yapılması gereken bir talepte bulunduğu, ancak bu farklı yorum ihtimaline bakarak buna inanmayanın dinden çıkmayacağı kanaatine varmışlardır. Böyle yapılması kesin olarak istenen, ama mahiyeti konusunda başka yorumlar da yapılabilecek şeyler için Hanefîler “farz” değil de “vacip” kavramını kullanırlar. Bu sebeple kurban Hanefilere göre vaciptir. Yani imkanı olanlar onu kesmelidirler ama bunu başka yorumlara bakarak yumuşatmakta serbesttirler.Şafiilere göre ise kurban sünnettir, ama sıradan bir sünnet değildir. Yapılması gereken bir sünnettir, yani “sünneti lazıme” dir.Müslim şöyle nakletmiştir. “Allah Rasulü Medine’de kurban bayram namazını kıldırmıştı. Bazı insanlar acele davranıp kurbanlarını kestiler. Hz. Peygamber’in kestiğini zannetmişlerdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) kendinden önce kesenlerin tekrar kurbanlarını kesmelerini emretti. Eğer kurban sadece isteyenlerin kesecekleri bir ibadet olsaydı, onların iade etmelerini emretmezdi.”Sonuç: Hanefîlere göre kurban kesmek vaciptir, kesmeyen günahkar olur. Şafiîlere göre kesmek sünnettir, kesmeyen günahkar olmaz. Kurban kesmenin dini hükmü nedir?

Kurbanın dini dayanağı nedir?

Kurbanın dini dayanağı nedir? Kurban kesmek, ilk insanla beraber başlamıştır. Hz.Adem’in çocukları Allah için kurban kesmişlerdi, ama birisinin niyeti halis olmadığı için onun kurbanı kabul edilmemişti. Kardeşinin kurbanı ise kabul edilmişti. Diğeri de onu kıskanmış ve öldürmüştü. Bu olayı bize Kur’ân-ı Kerim nakleder. (Mâide 5/27) Buradan hareketle kurbanda asıl olanın Allah rızası için kesme olduğunu da anlıyoruz.Bunun dışında Kur’ân-ı Kerim’de pek çok yerde çeşitli vesilelerle önceki peygamberlere emredilen kurbanlardan, hacda kesilecek kurbanlardan söz edilir. Bütün dinlerde kurban vardır. Nihayet Kevser Suresi’nde ise Hz. Muhammed’e hitap edilerek onun ve ümmetinin kurban kesmesi emredilir. Hz. Peygamber de Medine’de sürekli kurban kesmiş ve hacda ise, muhtemelen altmış üç yıllık ömrünü esas alarak, 63 tane kurban kesmiştir.İbn Mâce’nin naklettiği hasen derecesinde bir hadisi şeriflerinde ise: “Kim imkan bulur da kurban kesmezse bizim namazgahımıza yaklaşmasın” buyurmuştur. Kurbanın dini dayanağı nedir?

Kurban ne demektir?

Kurban ne demektir? kelime manası kurban nedir anlamı hakkında bilgi Kurban, kelime anlamı ile yakınlaşma demektir. Buradan hareketle, kurban kesmek; Allah’a yakınlaşma gayesiyle, O’nun verdiği mallardan, kurban edilmesi mümkün olan birini, yine O’nun rızası için boğazlamak demektir. Kurban ne demektir?

Salat-ı tefriciye duasının esrarı doğru mudur?

Salat-ı tefriciye duasının esrarı doğru mudur? Belli bir sayıda okumanın hikmeti nedir? 4444 defa okumak hakkında bilgi. Cevap Bismillahirrahmanirrahim Halk arasında dilek duası olarak da bilinen Salat-ı tefriciyye duası için kaynak olarak İmam-ı Kurtubi gösterilmektedir. Elimizdeki eserlerde böyle bir kaynağa rastlayamadık. Fakat herkesçe bilinen, kabul gören bir duanın yanlış ve var olmadığını söylemek mümkün değildir. Zaten bu duayı oluşturan cümleler mana olarak güzel cümlelerdir. Salat-ı Tefriciye Hz.Peygember (S.A.V.) Efendimize salavat getirmek amacıyla okunur ve gayesi Salavattır. Salavat ise biz Müslümanlar için ömrümüz boyunca yerine getirilmesi gereken bir vazifedir. Bir dua salâvat getirmek niyetiyle okunur ve amaç Allah\’ın rızasını kazanmak olursa; Resullulah\’ın yüzü suyu hürmetine duaların, niyetlerin kabul olacağı ümit edilir. Salat-ı tefriciyye, salat-ü selam cümlelerinden oluşan bir salavat olup duadır. Salavat, biz Müslümanların Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimize olan sevgisi ve muhabbetinin bir ifadesidir. Her dua gibi salavat için de bir karşılık beklemeyiz. Bunun karşılığı ahirette umulur. Salat- tefriciyye duasıyla ilgili uyarımız, bu duanın sadece dünyevi ihtiyaçları karşılama aracı olarak görülmemesi gerektiğidir. “Bir kızı sevdim, bana bakmıyor, 4444 salat-ı tefriciyye okuyayım” tarzı ifadeler, kişinin edep dışı davrandığının göstergesidir. Salat-ı tefriciyye duası okuyup istek ve dileklerine kavuşan kimselerin olması, herkesin bu sayıda bu salâvatı okuyarak isteğini elde edeceği anlamına gelmez. Hatta istediğini Allah’tan isteme yerine sanki bu salâvat cümlelerinin ve 4444 sayısının bir şifre ve sihirli bir etki oluşturduğunu zannedip, tesiri bundan beklemek, sevap değil, Allah korusun kişiyi şirke bile düşürebilir. Bugün ne yazık ki bu güzel dua cümleleri manalarından ziyade kelimelere ve 4444 sayısına indirgenmiştir. Bu yanlıştan sıyrılıp salat-ı tefriciyyeyi özüyle anlayıp içten ve samimi olarak gücümüz yettiğince okumalı ve gerisini Allah Teala’ya bırakmalıyız. Dua adabı ile ilgili sorunun cevabı için tıklayınız Dua ve zikirlerin belli sayıda yapılmasının hikmeti için tıklayınız Selam ve Dua ile Salat-ı tefriciye duasının esrarı doğru mudur?

Salat-ı tefriciye nedir nasıl okunur?

Salat-ı tefriciye nedir nasıl okunur? Tefriciye duası oku resimli Salatı tefriciye duası nasıl okunur salat-ı tefriciye anlamı salatı tefrıcıye hakkında kısa bilgiler İmamı Kurtubî Hazretleri şöyle buyurmuş: “Bir kimse, çok önemli bir işinin veya önemli bir dileğinin gerçekleşmesini, ya da üzerinde devam edip duran büyük bir belanın üzerinden çekilip gitmesi (kalkması) için “Salât-i Tefriciye”yi (4444) defa okuyup, bu mübarek Salâtü Selâm ile Yüce Peygamberimizi vesile edinse, hiç şüphe ve tereddüt yoktur ki, Yüce Allah, o kulunun istek ve muradının olması için hayırlı bir sebeb yaratır ve ona muradını verir.”
Latin harfleri ile: “Allâhumme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ Seyyidinâ Muhammedinillezî tenhallü bihil ukadü ve tenfericu bihil-kürebü ve tukdâ bihil-havâicu ve tünâlü bihir-reğâibü ve hüsnül-havâtimi ve yustaskal ğamâmu bivechihil Kerîm ve alâ âlihî ve sahbihi fî külli lemhatin ve nefesin bi adedi külli ma’lûmin lek.” DUANIN manası “Allahım! Bizim Efendimiz Muhammed’e (sav) kusursuz bir salât ve rahmet, mükemmel bir selâm ve selâmet vermeni diliyoruz. O Peygamber ki, onun hürmetine düğümler çözülür, sıkıntılar ve belalar onun hürmetine açılıp dağılır, hacet ve ihtiyaçlar onun hürmetine yerine getirilir. Maksatlara O’nun hürmetine ulaşılır, güzel sonuçlar O’nun hürmetine elde edilir. O’nun şerefli yüzü hürmetine bulutlardaki yağmur istenilir, Allah’ım, onun ehl-i beytine, ashabına da her göz kırpacak kadar zamanda (her an, saniye) her nefes alacak zamanda sana malum olan varlıklar sayısınca salât et.” Duayı arapça olarak okumanızı tavsiye ederiz. Gerçekten inanarak yapılmış bir duanın kabul olmayacağını kim söyleyebilir. Salat-ı tefriciye nedir nasıl okunur?

6 Ekim 2011 Perşembe

2012 Dini Günler Takvimi

Dini Günler Listesi
2012 yılı dini günler ne zaman
dini günler takvimi
dini bayram tarihleri
resmi bayramlar
2012 diyanet dini günler

2012 Dini Günler Takvimi

1 Ekim 2011 Cumartesi

Facebook

Google'ye facebook yazdım değişik bir site ve değişik ve ilginç bir şiir çıktı. Aslında bakacak olursak şiir gerçek bir durumu yansıtmış ve bu şiiri okuyunca artık facebook'umu kapatmayı düşünmeye başladım. Bir de siz okuyun bakalım bana hak verecek misiniz?

Sen yokken kıyamadığımız mahremlerimiz vardı
Ailemiz, arkadaşlarımız, sevdiklerimiz gibi..

Sen yokken heyecanlarımız vardı mesela
Sevdiğimizin fotoğrafını almak için can atmak gibi..

Sen yokken yeri dolmayan duygularımız vardı hani
Dostlarla muhabbeti yüzyüze gözgöze kurmak gibi..

Sen yokken terbiyemiz, edebimiz vardi bir zamanlar
Ayıp sözler zuhur edince kızaran yüzlerimiz gibi..

Sen yokken herşeyden öte bir ahlakımız, utanmamız vardı
Her duyguyu ve hissiyatı ulu orta paylaşmamak gibi..

Geldin de adını 'face' koydun.. Farkındamısın bilmem ama,
Geldin geleli yüzsüzlüğümüzün yüzü sen oldun..!!

facebook

onay